Günler aylar yıllar ne çabuk geçiyor.
Bir yılın daha sonuna daha geldik.
Zaman durmuyor. Devamlı zaman ilerliyor .İnsanoğlunun varoluşundan beri en çok kafa yorduğu, üzerine sözler söylediği ve anlam yüklediği kavramlardan biride zaman olmuş.
Zaman ; Bir yandan acıların, zorlukların ilacı olarak görülürken, diğer yandan avuçlarımızdan kayıp giden, geri getirilemeyen en değerli hazinemiz olmuş.
O, tıpkı bir nehir gibi sürekli akıyor, ne duruyor, ne de geri dönüyor. Sürekli ileriye doğru akıyor. Bu akış içinde biz insanlar , kimi anları yakalamaya, kimi anları ve insanları ise unutmaya çalışıyoruz.
Zaman konusunda sevdiğim bir sözde çok anlamlı “Dört şey geri dönmüyor; Atılan ok, harcanan para, ele geçen fırsat ve geçen zaman.”
Hayatımızda ; Takvim düzeni ve saat dilimleri herkes için aynı, bir yılda da herkes için aynı sayıda gün olmasına rağmen herkesin zamanı ise kendine göre ilerliyor.
Hayatta zaman iki şekilde akıyor. Biri nefes alıp verdiğimiz sürece kendi zamanımız. Bir diğeri de yaşandığına tanıklık ettiğin ve zamanın su gibi akıp gittiği o özel anlar.
Bir yıl zaman olarak ne çabuk geçti değil mi ?
Daha dün gibi, “20024 yılına güle güle… 2025 yılına hoş geldin “dediğimiz yılbaşı akşamı…
Geçen yılbaşı akşamından bugüne tam bir yıl geçti…
Benim gibi bir çoğunuz bir yılın nasıl geçtiğini anlayamadı.
Yaşamı ve bu hayatta yapacaklarımızı düşünürken bir kelebek gibi olmalıyız. Çünkü bir kelebeğin ne ayları ne de günleri var, kelebek için zaman sadece küçük anlardan ibaret.
Bir yılı daha acı –tatlı, üzüntülü-sevinçli, iyi- kötü günleriyle, umutlar, hayaller, hayal kırıklıkları ile geride bırakıyoruz…
31 Aralık 2025 saat 24.00 de 2025 yılına elveda derken…2026 Yılına HOŞGELDİN diyeceğiz.
2025 Yılında ülkemizde ve Dünyamızda tarihine adını yazdıracak birçok önemli olaylar meydana geldi. Yangınlar, depremler, savaşlar, hastalıklar, ekonomik kültürel sosyal toplumsal olaylar, değerli insanların kayıpları… 2025'de yaşanan olaylar saymakla bitecek türden değil.
Bana göre 2025 yılı da , ülkem insanın çoğu için umutların biraz daha yitirildiği, ülkeyi yönetenlerin ise yakın yıllarda dillerinden düşürmedikleri o söylemi yine tekrarladıkları sürekli SABIR diledikleri bir yıl olarak anılacak.
2025 Yılı Dünya Mutluluk Raporunda, Türkiye 94. sıraya yükseldi. Birleşmiş Milletler ‘in katkısıyla 147 ülke arasında yapılan değerlendirmeyle belirlenen “Dünya Mutluluk Raporu” 'nda Finlandiya 8. kez birinci sırada yer aldı. Türkiye 2025 yılında da mutsuz insanların çoğunlukta olduğu bir ülke olarak anıldı.
Benim ülkemin insanının çoğu niye mutsuz?
Bunu başta ülkeyi yönetenlere ve toplum bilimcilere sosyologlara sormak gerek.
Bu konuda ülkenin tüm kesimlerini kapsayacak şekilde geniş ARGE çalışmalarının bir an önce başlanılması , çıkan sonuçlara göre yeniden toplumu sosyo -ekonomik –kültürel yönden yapılandırma , adil gelir dağılımı , refah düzeyini artırma gibi önemli çalışmaların başlatılmasıyla , Dünya Mutluluk Raporu sıralamasında ülkemizin yeri üst sıralara yükseltilmelidir.
Yeni yılda da, her yıl olduğu gibi yıllık değerleme oranı artışı, asgari ücret artışı olacak.
2026 yılı itibarıyla vergi, harç ve cezalar, yeniden değerleme oranı doğrultusunda yüzde 25,49 artırılacak. Bakanlık açıklamasına göre, Ekim ayı enflasyon rakamlarına göre belirlenen Yeniden Değerleme Oranı'nda bu yıl değişiklik yapılmadı. 2025 yılında bu oran yüzde 43,93 olarak uygulanmıştı.
2026 yılı için belirlenen net asgari ücret 28.075 TL olarak açıklanmıştı. Ancak TÜRK-İŞ verilerine göre ise, dört kişilik bir ailenin sağlıklı ve dengeli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması (açlık sınırı) aralık ayı itibarıyla 30.143 TL'ye yükseldi.
Türkiye'de en az 11,2 milyon kişi asgari ücretle çalışıyor. 21 Avrupa Birliği ülkesinde asgari ücretle çalışanların sayısı ise 12,8 milyon kişi.
2026 yılında uygulanacak asgari ücret artışı, asgari ücretle geçinen yaklaşık 12 milyon kişiyi, aileleriyle yaklaşık 30 milyon kişiyi maalesef hayal kırıklığına uğrattı. Günümüzün hayat pahalılığında alım gücünün sürekli düştüğü bir dönemde, asgari ücret artışının yeterli seviyede olmayışı asgari ücretle geçinenleri ve duyarlı vatandaşlarımızı gerçekten üzdü.
2025 yılında da yüksek enflasyon yine gündemini korudu. Türk parasının yabancı paralara karşı değerinin düşmesi neticesinde maalesef ülkemizde ekonomiye güven azaldı. Türk parasının alım gücü oldukça düştü. Bir zamanlar paradan 6 sıfır atıldı diye övünenler vardı, bugün ise maalesef en büyük kağıt paramız 200 TL ile marketten çok az şey alına biliniyor. 200 TL’nin değeri 20 TL kadar alım gücüne eş değer oldu. TL’nin yabancı paralara karşı değerinin düşmesi neticesinde maalesef ülkemiz, içerde yaşayan insanlarımız için geçim sıkıntısı çekilen çileli yaşam, yabancı uyruklu insanlar için ise fırsat ülkesi oldu.
Biz bugün, tüm ülke genelinde ülke insanının gelir düzeyinin alım gücünün düştüğünü, gelir paylaşımında adaletsizliğin sürekli arttığını görüyoruz. Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) "Gelir Dağılımı İstatistikleri, 2025" sonuçlarına göre, en yüksek gelire sahip yüzde 20'lik kesim toplam gelirin yüzde 48'ini aldı. En düşük gelire sahip yüzde 20'lik kesimin aldığı pay ise yüzde 6,4 olarak hesaplandı. Gelir dağılımı eşitsizliği en üst seviyeye geldi.
Bu ülke bu hale nasıl geldi? Yeni yıla girerken bunları da vatandaş olarak sorgulamalıyız. Sorgulamayan, okumayan, düşünmeyen bir toplumun geleceği yoktur. Bu düşünceyi toplum olarak iyi algılamalıyız.
Yeni yıl kutlamasına hangi umutla hazırlanıyoruz?
Çalışan, emekli, memur, işçi memnun değil, küçük esnaf , hiçbiri hayatından memnun değil.
Peki, kim memnun? Memnun olan gelirin %48 ‘ini alan en zengin yüzde 20’lik kesim. Böyle bir ülkede hangi mutluluktan söz edebiliriz ? BM Dünya Mutluluk Raporunda Finlandiya 8. kez birinci olurken. Türkiye ise dünya mutluluk raporunda 94. sırada. Benim ülke insanım bunu hak ediyor mu? Elbette hayır.
Dünyanın en zengin ülkelerinde mülteci sorunu yok. Benim ülke insanım, dünyanın en çok mülteciye bakan ülke haline geldi. Esat rejiminden kaçan Suriyeliler, Suriye’de normal rejim ve normalleşme güven ortamı kurulmasına rağmen ülkelerine dönen sayısı çok az. Bu konuda mültecilerin gönüllü olarak bir an önce ülkelerine gönderilmesi, mültecilere aktarılan kaynakların ülkemin insanın refahına kullanılması gerekir. Bunun içinde yeni yılda yasal düzenlemelerin bir an önce çıkartılması yeni yılda ülke insanımın yeni yıl beklentisidir.
2025 yılı, demokratik bireysel hak aramanın güçleştiği, hırsızlık yapanın arkasına düşüleceği yerde, hırsızı yakalayanın arkasına düşüldüğünün görüldüğü, milli manevi değerlerin itibarsızlaştığı, her alanda temel hak ve özgürlüklerin daha kötüye gittiği, idari mekanizmada yönetimde eski parlamenter sistem ile yeni sistemin karşılaştırıldığı, yönetim şeklinin irdelendiği, eski parlamento sisteme dönülmenin sürekli konuşulduğu, umutlarımızın her geçen gün eridiği bir yıl olarak hatırlanacak.
2025 Yılının bir diğer konusu da, Türkiye yüzyılını inşa edebilmek için Türkiye'nin huzur ve güvenliğinin tam anlamıyla sağlanması, Terörsüz Türkiye hedefinin amaçlanmasıydı... Bu süreç çok iyi yürütülmeli. 40 yıllık sürede binlerce şehit verildi. Şehit ailelerimizin halen yüreği yanıyor, birçok acıya şahit olan halkımızın iradesini dikkate alınmalı. Devletimizin varlığı, bölünmez bütünlüğü, Atatürk İlke İnkılapları , birlik beraberliği , TÜRK MİLLETİ, bayrağı, dili, vatandaşlık kavramları, temel prensiplerinden asla ödün verilmemelidir.
Yeni yılda, halkın beklentileri var.
Daha çok güven, daha çok şeffaflık, daha çok refah, daha çok sosyal temel hak özgürlükler, daha çok herkese eşit dağıtılmış gelir , adaletli herkese eşit hukuk… Sırtımızda yük olup, taşıyamayacak hale geldiğimiz mültecilerin ise bir an önce gönderilmesi.
İnşallah ülkeyi yönetenler tarafından alınacak yeni kararlar ile tüm bu sıkıntılar giderilir. Başta rüşvet-yolsuzlukların üzerine gidilir, tüyü yetmemiş yetimin hakkı korunur. Ülkede, sosyal , ekonomik, kültürel yönden yerinden oynayan taşlar, inşallah yeniden yerine daha sağlam kalıcı şekilde oturtulur.
Gelelim Yılbaşı Kutlamalarına;
Bu akşam, çoğu evlerde süslenmiş çam ağaçları olacak...
Sakın, çam ağaçlarını bir Hristiyan geleneği olarak görmeyelim.
Yıllardır hepimizin zihninde yılbaşı kutlamalarının bir Hıristiyan geleneği olduğu kanısı yer aldı.
Yeni yılın girişi olarak kabul gören yılbaşı, asırlardır her kültürde farklı şekilde kutlanmış. Yılbaşı yaklaşık 10.000 yıllık süre gelen bir inanç. Ne zaman kutlanmaya başladı tam olarak bilinmiyor. Eski çağlarda yılbaşı Kış Dönümü olarak kutlanmış. Hıristiyanlık hangi tarihte nerede devreye girdi? Hz İsa aslında 6 Ocak´da doğmuştu, yani vaftiz edilmişti. Gerçek Noel 6 Ocak idi.1 Ocak kutlamalarına nasıl dönüştü, bu konular halen açıklanabilmiş değil.
Bu kutlamalarda kimi zamanda, özellikle İslami kesimce, “Hıristiyan kutlamalarıyla, halkımız Hıristiyanlaştırılıyor. Bu gelenek Türk-İslam değil, Hıristiyan geleneğidir “ propagandası yapıldı. Hâlbuki ; Son zamanlarda Yılbaşı kutlamalarının hiç de Hıristiyan Geleneği olmadığı, Sümerolog Muazzez ÇIĞ’IN yaptığı araştırmalar neticesinde ortaya konuldu.
Sayın Muazzez ÇIĞ’IN araştırmalarına göre;
“Hıristiyanların İsa’nın doğuşu olarak kutladığı Noel bayramı, aslında çok eski dönemlerde, Türklerin yeniden doğuş bayramı. Yılbaşı Kutlamasının eski bir Türk Geleneği olduğunu ve Hıristiyanların bunu Türklerden aldıklarını ortaya koyuyor. Türklerin kutladığı yeniden doğuş bayramında Akçam ağacı da var. Türkler bu Akçam ağacına hayat ağacı diyorlar.”
Eski çağlarda Türk inanışına göre ,
Türklerin, tek Tanrılı dinlere girmesinden önceki inançlarına göre, yeryüzünün tam ortasında bir Akçam ağacı bulunuyor.
Bu akçam ağacının tepesi, gökyüzünde oturan Tanrı ÜLGEN’İN sarayına kadar uzanıyor, bu uzanıştan dolayı da Akçam ağacına, hayat ağacı diyorlar.
Eski Türklere göre , Tanrı ÜLGEN , insanların koruyucusu, o sakallı ve kaftan giymiş olarak sarayında oturuyor ve geceyi, gündüzü, güneşi yönetiyor.
Geçmişte ve günümüzde her zaman Türklerde yaşamlarında güneş çok önemli olmuş. Eski Türklerin inançlarına göre, gecelerin kısalıp gündüzlerin uzamaya başladığı 22 Aralık’ta tarihinde gece gündüzle savaşıyor. Güneşli gün, uzun süren savaştan sonra geceyi yenerek zafer kazanıyor.
İşte, tam bu an; Güneşin yeniden doğuşu, Türklerde bir yeni doğum olarak algılanıyor. Bayramın adı da, Nartugan, nar=güneş, tugan, dugan=doğan…
Yeniden doğan güneşle, astronomik olarak o günden itibaren geceler kısalmaya, günler uzamaya başlıyor. Verilen savaş sonunda, bu güneşin zaferini, yeniden doğuşunu, Türkler büyük şenliklerle akçam ağacı altında kutluyorlar. Güneşi geri verdi diye Tanrı ÜLGEN’E e dualar ediyorlar.
Duaları da Tanrıya ulaşsın diye Akçam ağacın altına hediyeler koyuyorlar, dallarına bantlar bağlayarak, Tanrıdan o yıl için dilekler diliyorlar…
İnanca göre de bu dilekler muhakkak her zaman yerine geliyormuş. Bu bayram içinde, önceden evler temizleniyormuş. Güzel giysiler giyiliyormuş.
Eski Türkler, o gün, Akçam Ağacının etrafında şarkılar söyleyip oyunlar oynuyorlarmış. Yaşlılar, büyük babalar, nineler ziyaret ediliyor, aileler bir araya gelerek birlikte yiyip içiyorlarmış. Yedikleri; yaş ve kuru meyveler, özel yemek ve şekerlemeler. Bayram, aile ve dostlar bir araya gelerek kutlanırsa ömür yaşı uzarmış, o kişilere de uğur gelirmiş.
Muazzez İlmiye Çığ’ın bu araştırmaları Yılbaşı Kutlamasının eski bir Türk Geleneği olduğunu ve Batılı Hıristiyanların bu geleneği batıya yüzyıllar önce göç eden Proto Türklerden ( Ön Türkler) bunu Türklerden aldıklarını ortaya koyuyor.
Ayrıca; Araştırmaya göre Akçam ağacı yalnız Orta Asyada yetişiyormuş. İsa’nın yaşadığı Ortadoğu, Filistin topraklarında yaşayanlar bu ağacı bilmezlermiş. O yüzden bu olayın Türklerden Hıristiyanlara geçtiği ve bunu da Hunların Avrupaya gelişlerinden sonra onlardan görerek aldıkları söyleniyor.
Noel Ağacının, İsanın doğumu ile hiç ilgisi yok. Eski Türklerde bu Kutlama bir “Doğum…” Güneşin yeniden doğuşu… İsa’nın yeniden doğuşu değil…
Elbette, her insan Yılbaşı Kutlamalarına istediği gibi hazırlanır.
Canı nasıl ister ise o şekilde de kutlayabilir… Veya hiç kutlamayabilir…
İstediğini düşünmekte, bu düşünceye göre davranış sergilemekte herkes özgür…
Bu yıl, ekonomik sıkıntılardan dolayı cadde sokaklarda alışveriş merkezlerinde de tüketim manyaklığına, para harcama çılgınlığına tanık olmayacağız.
Ben ve benim gibi tasarruflu bir ortamda büyümüş aklı selim insanlarda, bu ortamda biz nereye gidiyoruz? sorusuna kendince cevap bulmaya çalışacak...
Ama yine de yılın son gününde, tüm olumsuzlukları bir kenara bırakalım, pozitif olalım, her şeyin güzel olacağını düşünelim...
İnsan ömrünü kavga ve gürültü ile geçirecek kadar zamana sahip değil. Bu dünyada aşk sevgi ve güzellikler yaşamak varken bu kavga gürültü ve hesaplaşma niye?
Yaşam boyunca zamanı doğru kullandığımız sürece her zaman her şeyi yapabilecek zamana sahip olabiliriz.
En iyi yazar zaman olmuştur. Çünkü her zaman günün birinde son noktayı koyar. Diyerek, bende yazımı yeni yıl dilek ve temennilerimle noktalamak istiyorum.
Yılın son gününde, umutlar, hayaller, hayal kırıklıkları, hüzünler, sevinçler… Bu duygular insana has duygular. İnsanlık halleri yani…Yine sözler veriyoruz kendimize… Yine umutluyuz bu yıldan. Yine hayallerimiz var, iyi ki de var.
Yeni yılda kötü, negatif düşünceleri, kini, nefreti, bir kenara bırakalım. İyi, yapıcı, pozitif düşünceleri, önce kendimize, sonra yakınlarımıza yayalım. Yakın dost, akraba, arkadaşlarımıza iyi temenniler içeren mesajlar çekelim. İnsanı, yaradan da ötürü hep sevelim. Ülkemizde ve tüm dünya da insancıl değer ve düşüncelerle insanca yaşayalım.
Ülkemizde ve tüm dünyada, savaşı, kan dökmeyi değil, BARIŞI EĞEMEN KILALIM. YURTTA SULH, DÜNYA DA SULH diyen Yüce Önder ATATÜRK’Ü, insanlık adına olumlu düşünceleri ile bir kez daha analım. Yeni yılda da, Atatürk düşmanlarının kirli emellerini hayata geçirmelerine asla izin vermeyelim.
Tüm okuyucularımın, köşe yazılarımı takip eden okuyan sevgili okuyucularımın, Türk halkının, Türk Dünyasının , İslam Aleminin, Tüm insanlığın, Yeni yılını en içten dileklerimle kutlar, sevdiklerinizle birlikte sağlık, mutluluk ve huzur dolu bir yıl geçirmeyi, insanlık adına iyi, güzel, doğru, ne varsa yapılmasını canı gönülden temenni ederim...
2026 yılının her günü sizlere sağlık, başarı, umut getirsin…
Sağlıcakla, esenlikle kalın!
İYİ YILLAR…..