Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde artık mızrak çuvala sığmıyor. Günlerdir kamuoyunu meşgul eden Üroloji Kliniği’ndeki asistan hekim isyanı, aslında buz dağının sadece görünen yüzüdür.
Bir öğretim üyesinin, Doç. Dr. M.T.Ö.’nün "nitelikli cerrah yetiştiriyorum" kılıfı altına sığdırdığı o meşhur disiplin anlayışı, gencecik hekimlerin dilekçelerine "sistematik baskı, hakaret ve görevi kötüye kullanma" olarak geçti.
Bakanlık müfettiş görevlendirmiş, idari tahkikat sürüyormuş… Geçiniz efendim, geçiniz! Bu şehirde sağlık yönetimi sınıfta kalmıştır.
"Disiplin" mi, Psikolojik Şiddet mi?
Hakkındaki iddialara sosyal medyadan yanıt veren hoca, cerrahi branşların hiyerarşi gerektirdiğini savunuyor. Doğrudur, cerrahlık ciddiyet ister. Ancak hiçbir hiyerarşi, bir hekime hakaret etme, uzmanlık eğitimiyle ilgisiz işleri sırtına yükleme ve psikolojik şiddet uygulama hakkını kimseye vermez. "Hasta güvenliği" bahanesinin arkasına sığınıp, yarının uzmanlarını meslekten soğutmak, nitelikli cerrah yetiştirmek değil, sağlık sisteminin temeline dinamit koymaktır.
Fazla Mesai Çarkı ve Sessiz Bekleyiş
Daha önce de yazdık, yine yazıyoruz. Bu hastanede dönen fazla mesai işleri, nöbet listelerindeki adaletsizlikler ve hekimlerin emeği üzerinden dönen hesaplar kimsenin yabancısı değil. Peki, tüm bu olaylar patlak verirken, asistan hekimler feryat figan dilekçe verirken bizim İl Sağlık Müdürü nerede? Neden her zamanki gibi "sessizce bekleme" modunda?
Şehrin en büyük hastanesinde asistanlar "mobbing var" diye Üniversiteler Arası Kurul’a kadar gidiyor, Ankara’dan müfettiş bekleniyor ama ilin sağlık patronu olayları bir izleyici gibi tribünden seyrediyor. Bu sessizlik, liyakatsizliğe ve baskı ortamına verilmiş gizli bir onay değil de nedir?
Koltuklar Sıcak, Vicdanlar Soğuk
Antalya’da sağlık sistemi, sadece bina yenilemekle veya istatistik yayınlamakla düzelmez. Asistan hekimin onurunu koruyamayan, hastane içindeki haksız fazla mesai kazançlarını görmezden gelen ve mobbing iddiaları karşısında kafasını kuma gömen bir yönetim anlayışı, bu şehre yüktür.
Eğitim ve Araştırma Hastanesi, birilerinin "derebeyliği" değil, halkın hizmet aldığı, hekimin huzurla çalıştığı bir kurum olmalıdır. Bakanlık müfettişlerinin raporu ne derse desin, kamuoyu vicdanında o sessiz bekleyiş çoktan mahkûm olmuştur.
Sormak lazım: Sayın İl Sağlık Müdürü, asistanlar ağlarken siz neyi bekliyorsunuz? Sıranın size gelmesini mi?
