Erdogan Kırmızıoğlu


Mutlu AZINLIK, Mutsuz ÇOĞUNLUK, İşte ! Türkiye Gerçeği…

Sevgili okurlarım!


Bugün köşe yazımda farklı güncel bir konuyu “Türkiye’de toplumsal tükenmişlik” konusunu Sosyal ve toplumsal yönden ele almak istiyorum.

Bu konuyu ele alırken iki kavram “SOSYAL ve TOPLUMSAL “üzerinde kısa açıklama yapmayı da yararlı görüyorum.

Makale yazımın iyi anlaşılması için sosyologların, toplumbilimcilerin sıkça kullandıkları “SOSYAL/SOSYALLEŞME ve TOPLUMSAL/TOPLUMSALLAŞMA” kelimelerini makalemde sıkça kullanarak yaşadığımız ülkede mutlu azınlık, mutsuz çoğunluk , Türkiye Gerçeğini ortaya koyarak toplumsal analiz yapmak istiyorum.

Yaşadığımız çağda “SOSYAL” kavramı, daha çok bireysel ilişkileri ve etkileşimleri ele alıyor, SOSYALLEŞME ise toplumun sahip olduğu ilgili norm ve kuralların bireye öğretilmesi sürecini içeriyor. Örnek verecek olursak; Çocuğun ilk olarak ailede sosyalleşmesi, ve daha sonra bu sosyalleşme adı verilen bu süreç de, okul ortamı, toplumsal çevre, kitle iletişim araçlarını kullanma, vs. ve bu döngünün bireyin ölümüne kadar devam etmesi gibi.

“TOPLUMSAL” kavramı ise toplumun genel yapısını ve unsurlarını ifade ediyor. “TOPLUMSALLAŞMA” da genellikle, bireyin belirli bir toplumda yer almasını ve o toplumun kültürünü benimsemesi, yani sosyal yaşamında yer alan ve gelişmesini etkileyen, toplum aracılığıyla gerçekleşen öğrenme sürecinin bütününü kapsıyor.

İnsanlar tarihsel evrimsel süreçte toplumla bir vücut bulması yani toplumsal bir varlık olması sebebiyle, yaşamını idame ettirebilmek için toplumdaki diğer şahıslarla karşılıklı yardımlaşmak, maddi manevi alışverişte bulunmak durumunda oluyor.

Toplumu oluşturan bireyler, kişisel değişikliklerine rağmen toplumla bütünleşebilmeyi, uyumlu davranışlar sergileyebilecekleri ortak bir hüviyet kazanabilmeyi, cemiyetin kendine has hareketleri ve fikirsel bakış açılarına uygun olarak davranışlar gösterebilmeyi “sosyalleşme/toplumsallaşma” sürecinde öğreniyor.

İnsanlar önce kabileler halinde yaşamış, sonra toplumlar oluşmuş, toplumlar bir süre sonra devletleşmeyi sağladıktan sonra toplumsal yaşamda sosyal devlet anlayışı gelişmeye başlamış.

Sosyal devlet anlayışı ilk defa Fransa’da görülüyor. Sosyal devlet anlayışının anayasal düzeyde kendini gösterdiği ilk siyasal belgeye de 1848 Fransız Anayasa’sı ile karşılaşıyoruz.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’de, mevcut Anayasa göre sosyal bir devlet.

Sosyal devlet anlayışında, genellikle vatandaşların refah durumlarıyla ilgili olmak, onlara asgari bir yaşam düzeyi sağlamak devletin en önemli asli görevleri arasında yer alıyor.

Sosyalleşme toplumsallaşma sürecini tamamlayan toplumlarda Refah ne anlama geliyor? Bu konu üzerinde de durmak gerekirse; Refah devleti veya sosyal devlet, minimum düzey ötesinde vatandaşlarının refahı için birincil sorumluluk kabul eden devlet kavramı olup, devletin vatandaşlarının iktisadi ve sosyal varlıklarının korunması geliştirilmesi ve teşvik edilmesinde ana rol oynamasını, milli gelirden her bireye eşit şekilde dağıtılmasını öneriyor.

Günümüzde sosyal devletin temel amacı; En geniş anlamda piyasa ekonomisinin başarısızlıklarını ve yetersizliklerini ortadan kaldırmaktır.

Sosyal devlet, toplumun sosyal refahını maksimize etmek amacıyla müdahalelerde bulunmasını öngören bir devlet modelidir.

Sosyal devlet, düzenleyici bir devlet anlayışıdır.

Sosyal devlet, yeniden dağıtıcı bir devlet anlayışıdır.

Sosyal devlet, vatandaşların refah durumlarıyla ilgili olan, onlara asgari bir yaşam düzeyi sağlamakla görevli devlet olarak tanımlanır.

Türk toplumu, anayasal açıdan sosyal devletle tanışılması 1960'lı yılları bulmuştur. İlk kez 1961 anayasasında yer alan sosyal devlet ilkesinin sosyal haklar, demokrasi, toplum refahı gibi konular yer almıştır. 1961 Anayasası ile ilk defa temeli atılan sosyal devlet anlayışı , 1980'li yıllarla birlikte dönüşüm süreci yaşamıştır.

Ülkemiz anayasası maddelerinde Sosyal devlet anlayışı olarak, "Anayasa Md. 2 -Sosyal devlet ilkesi, Md. 10 -Eşitlik ilkesi, Md. -60 Sosyal güvenlik hakkı ve Md. -65 Devletin malî kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde sosyal ve ekonomik görevlerini ifa ile yükümlü olması “yer almaktadır.

Sosyal devlet ; bireylere asgari gelir güvencesi veren, onları toplumsal risklere karşı koruyan, sosyal güvenlik olanağı sağlayan ve yurttaşların tümüne eğitim, sağlık, barınma gibi hizmetleri sunan bir anlayışı “ ifade etmesine rağmen,

Peki! Ülkemiz şartlarında gerçek öylemi?

Bazı kurumların yaptığı 2026 Ocak ayı araştırmalarında son verilere göre;

Dört kişilik ailenin AYLIK GIDA HARCAMASI TUTARI (AÇLIK SINIRI) 31.224 TL.

Gıda ile birlikte diğer tüm temel harcamalar için HANEYE GİRMESİ GEREKEN TOPLAM GELİR TUTARI (YOKSULLUK SINIRI) İSE 101.706 TL.

Bekar bir çalışanın AYLIK YAŞAMA MALİYETİ 40.541 TL.

Her ailede ocağı yanan özellikle kadınlarımız için önemli olan MUTFAK ENFLASYONU AYLIK %3,58 ON İKİ AYLIK %41,08 YILLIK ORTALAMA %39,79 TL.

ASGARİ ÜCRET VE YAŞAM MALİYETİ ARASINDAKİ AÇIK , HER GEÇEN GÜN DERİNLEŞİYOR.

TÜİK 2025 verilerine göre , En zengin % 20’lik kesim toplam gelirin % 48'ini alıyor, en düşük gelire sahip % 20’lik kesim ise toplam gelirin yüzde 6,4'ünü alıyor.

Mutlu AZINLIK,

Mutsuz ÇOĞUNLUK

İşte! Türkiye Gerçeği…

Et, balık, süt, yumurta, peynir yiyemediği için günlük protein ihtiyacını yeterince alamadığından büyümeyen çocuklar mutsuz...

Bebeklerine mama ve çocuk bezi malzeme ihtiyaçlarını alamayan anne ve babalar mutsuz...

Evlerine ucuz et ve kıyma almak için piyasaya göre biraz ucuz satan Et Balık Kurumu önünde sabahın 6'sından beri kuyrukta bekleyen anne ve babalar mutsuz...

Tarlasında mahsul yetiştiren tohum, gübre, ilaç, sulama, elektrik ve mazot masrafı çok pahalı olduğu ve ürünü değerini bulmadığı için sürekli borçlanan üretici çiftçi mutsuz...

Samanı bile ithal olan, yaptığı masrafı karşılamadığı için süt ineklerini bile kesime gönderen hayvancılık yapan üretici köylüler mutsuz...

Okula gitmesi gerekirken, çocukluğunu yaşaması gerekirken aile bütçesine katkı sağlamak için çalışan çocuklar mutsuz...

Ailesinin bin bir zorlukla okuttuğu, meslek sahibi ettiği, üniversite mezunu olmasına rağmen garsonluk ve kuryelik yapmak zorunda kalan gençlerimiz mutsuz...

Evini geçindiremediği için ailesinin eşinin çocuklarının yüzüne bakamayan babalar mutsuz...

Evinin en temel gereksinimi olan gıda ihtiyaçlarını karşılayamayan , hayat pahalılığı ve yokluktan ne pişireceğini şaşıran ve çocuklarını doyuramayan anneler mutsuz..

Evlenmeyi düşünen, hayat pahalılığından bir türlü evlenemeyen gençler, nişanlılar, sevgililer ve aileler mutsuz...

Bayramların gelmesini torunlarına bayramda bile harçlık veremediği için istemeyen, dedeler ve nineler mutsuz...

Emekliliği geldiği halde bir türlü emekli olamayan, emekli olup ikinci işte çalışmak zorunda kalan, emekli ikramiyesi ile bir oda dahi alamayan emekliler mutsuz…

Mutsuz kesimi sıralaya sıralaya bitiremeyiz .

Genel olarak “Ülkemizde gelecek kaygısı yaşayan” herkes mutsuz…

Her yıl dünya ülkeleri arasında yapılan “Mutsuzluk “sıralamasında Türkiye yine dünya ülkeleri arasında en başta geliyor.

Bu kadar derin yoksulluğa, açlığa, tükenmişliğe, adaletsiz gelir dağılıma rağmen, Arjantin'de ve birçok ülkede olduğu gibi yoksullar marketleri ve mağazaları yağmalamıyor, ülkem insanı soylu bir

millet, sabrediyor, bir an önce iyileştirme yönünde adımlar atılmasını sabırsızlıkla bekliyor. Son sözün kendisinde olduğunu bilerek, demokratik yollarla değişimden yana hakkını seçimde kullanmasını biliyor.

Her yıl Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Çözümleri Ağı tarafından yayınlanan Dünya Mutluluk Raporu, ülkelerin refah ve mutluluk düzeylerini ölçen en önemli kaynaklardan biri. 2025 raporunda, dünya genelinde hangi ülkelerin vatandaşlarının daha mutlu olduğunu ve bu mutluluğun ardındaki dinamikleri ortaya koydu. Türkiye’nin bu listedeki konumu ise hem iç hem de dış faktörlerle şekilleniyor.

Metropoll’ün 2025 sonu verileriyle hazırladığı raporda, Türkiye’de “toplumsal tükenmişlik” tablosunu ortaya koydu. Metropoll’ün 2025 sonu verileriyle hazırladığı rapora göre, toplumun yüzde 61’i yüksek düzeyde “tükenmişlik' yaşarken, her iki kişiden biri son bir yılda psikolojik desteğe ihtiyaç duyduğunu belirtti. Tükenmişliğin en yoğun hissedildiği kesimler ise kadınlar, gençler, işsizler ve öğrenciler olarak sıralandı. Ekonomik kriz ve yoğun siyasi gündemin gölgesinde geçen yılların ardından, Türkiye toplumunun psikolojik dayanıklılığı mercek altına alındı. Zor zamanlarda vatandaşların yüzde 70'i ailesine sığınırken, psikolog veya psikiyatriste başvuranların oranı sadece yüzde 2'de kaldı.

Oysa ki ; Üç tarafı denizlerle çevrili, Asya'dan Avrupa'ya bir köprü gibi uzanan ülkemiz yeraltı ve yer üstü kaynaklarıyla, tarihi ile, kültürel varlığı, alt yapısını tamamlamış kentleriyle, güzel doğasıyla çok zengin.

Ama zenginliği bir avuç insan ele geçirince, Mutlu AZINLIK, Mutsuz ÇOĞUNLUK oluyor.

İşte! O zaman da,

Mutsuz çoğunluk olan yoksulların insanca yaşaması, mutlu olması için devlet yetkililerinin üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmeli ve sosyal adaleti sağlamalıdır.

Ülkemin insanın açlık ve yoksulluk asla kaderi olmamalı.

Ülkemizin milli geliri kaynaklarını bir pasta olduğunu düşünürsek.

Bu pastanın kaymağını yiyen mutlu azınlık , yani % 20’lik kesim toplam gelirin % 48'ini alan halinden çok memnun olanlar...

Diğeri de tam tersi karnını doyurma ve gelecek kaygısı yaşayanlar, en düşük gelire sahip % 20’lik kesim toplam gelirin yüzde 6,4'ünü alanlar ...

Önemli olan bu adaletsiz pasta dağılımını adaletli hale getirmek, tüm halkın ortalama aynı çizgide pasta paylaşımını yapmış olması gerekiyor.

Kıt kanaat zorluklarla geçinen Mutsuzları, bir eli yağda bir eli balda , parayı nasıl harcayacağını bilemeyen Mutlu azınlığa ezdirmemek gerekiyor.

Mutlu AZINLIK, Mutsuz ÇOĞUNLUK üzerinde etkisini sürdüğü müddetçe, tüm bu olumsuzlukların olduğu ortamda toplumun büyük bir kesimi bulunduğu koşullarda toplumca mutlu yaşama şansını kaybeder....

Yaşadığımız toplumda , gündem artık bilgi, kültür, sosyal faaliyetler değil, "stres" odaklı hale geldi. Son zamanlarda psikolojik destek ihtiyacı hisseden insanlarımızın oranı arttı.Toplumdaki bu ağır tablonun bir sonucu olarak, son bir yıl içinde her iki kişiden biri (yüzde 44,3) psikolojik desteğe ihtiyaç duyduğunu belirtti. Ancak bu ihtiyacın karşılanmasında profesyonel kanallar zayıf kaldı. Zor zamanlarda vatandaşların yüzde 70'i ailesine sığınırken, psikolog veya psikiyatriste başvuranların oranı sadece yüzde 2'de kaldı.

Toplumumuzda güvensizlerin çoğunluğu her geçen gün artıyor. Yapılan bir Araştırmada, Türkiye'deki "güven haritasını" da çıkardı. Sonuçlara göre toplum, yakın çevresine (aile/arkadaş) orta düzeyde güvenirken (50 puan), tanımadığı kişilere neredeyse hiç güvenmiyor (18 puan). Kurumlara güven ise 39 puanla sınırlı kaldı.

Toplum kesimlerinde yapılan analizde, toplumun yüzde 45'inin "her yere güvensizler" kümesinde olduğu görüldü. Bu grup ise ne devlete ne kurumlara ne de diğer insanlara güveniyor.

Ülkede güvensizler grubunda üniversite mezunu gençlerde var . Gençler iş bulamayınca çareyi yurt dışında arar oldu. Üniversite gençliğinde "yurt dışına gitme isteği" ana akım haline geldi.

Yapılan bir araştırmada ; “ Genel nüfusun üçte ikisi Türkiye'de yaşamayı tercih etse de, gençler ve eğitimli kesimde "Fırsat olsa başka ülkede yaşamak isterim" diyenlerin oranı her geçen gün artmakta, bu grupta gitme isteğinin artık marjinal bir düşünce değil, "ana akım bir seçenek" olduğunu vurguluyor.

Raporun sonuç bölümünde vatandaşların 2026 yılı beklentilerine de yer verildi. İlginç bir paradoks olarak, toplumun yüzde 47'si Türkiye'nin genel durumu için "kötü bir yıl" beklerken, kendi kişisel hayatı için yüzde 54 oranında "olumlu" bir beklenti taşıyor. Bu durum, bireylerin ülkenin gidişatına dair umutsuz olsalar da, kendi mikro dünyalarında "bir şekilde başının çaresine bakma" ve hayatta kalma refleksini korudukları şeklinde yorumlandı.”

Ne zaman ki , yukarıda sıraladığım toplumsal analizi yaptığım hususlar radikal iyileştirici kararlar ile düzelme yoluna giderse , toplumda yaşam standartları düzeltilirse , Mutluluk indeksi yükselir ise Mutlu AZINLIK, Mutsuz ÇOĞUNLUK tersine çevrilir, Mutlu ÇOĞUNLUK, Mutsuz AZINLIK haline dönüşür ise , derin yoksulluk, açlık, tükenmişlik, adaletsiz gelir dağılımı son bulur ise,

İşte! O zaman ülkem insanları arasında ekonomik denge sağlanır, insanlarımız yatağına tok girer, hayat pahalılığını yumurta, domates, et, tavuk …. Vb. fiyatlarını düşünmeyi bırakır , kafasını kaldırır ve gelecek kaygısı olmadan yaşar , sosyal faaliyetleri gündemine alır SOSYALLEŞİR, birey olarak belirli kültürel etkinlikleri tanıyarak , bu etkinliklerin içinde bulunarak , bulunduğu toplumda, toplumun kültürünü benimseyerek TOPLUMSALLAŞIR. REFAH DÜZEYİ ÜST SEVİYELERE ULAŞIR.

Sonuç olarak ; Yaşamda insanlar ihtiyaçları olan bir varlıktır. İnsanların yaşamını sürdürebilmesi için temel ihtiyaçlara, önce Beslenme daha sonra ise Giyinme, Barınma , Ait olma, Güvenlik, Sevgi , gereksinimleri vardır . Ancak; insanın ihtiyaçları beslenme ile sınırlı değildir. İnsanı ruhsal bakımdan sağlıklı kılan ve manevi yanını oluşturan değerlere de gereksinimi vardır.

İşte; düşünmek, insanın manevi yanını oluşturan değerlerini sorgulamak açısından çok önemli bir işlev üstlenen bir özellik taşımaktadır. Kendisi aynı zamanda bir filozof olarak bilinen eski Roma İmparatorlarından Marcus Aurelius insanların düşünmesi konusunda şöyle diyor: ‘’ Düşünceleriniz ne ise hayatınızda odur. Hayatınızın gidişini değiştirmek istiyorsanız, düşüncelerinizi değiştiriniz.”

Düşünmede değişim, yüksek sesle konuşmakla değil, düşünmeyi yeniden onur meselesi hâline getirmekle başlar. Dosym Satpayev, Kazakistan'da önemli bir isimdir, o der ki ;

“Genel anlamdaki hırsız; senin paranı, çantanı, saatini veya telefonunu çalar. Siyasi hırsız ise; Senin geleceğini, maaşını, eğitimini, sağlığını çalar. İkisi arasındaki temel fark genel anlamdaki hırsız seni seçer; siyasi hırsızı ise sen seçersin. İtaatkâr insan düşünemez, düşünmeyen insan sorgulamaz; sorgulamayan insan da yönlendirilmeye hazır hâle gelir. “

Yaşadığımız toplum ülkemizde, hayatınızın gidişatını değiştirmek istiyorsak;

Önce düşüncelerimizden başlayarak, MUTLU AZINLIK, MUTSUZ ÇOĞUNLUK haline nasıl geldi, bunu düşünelim. Düşünmeyi yeniden onur meselesi haline getirerek, sorgulayarak, hakkımızı arayalım, SOSYALLEŞEREK, TOPLUMSALLAŞARAK, REFAH DÜZEYİNİ ARTIRARAK , İNSANLARI MUTLU, ÜLKESİ MİLLETİ MUTLU TOPLUM HALİNE DÖNÜŞELİM. TOPLUM OLARAK YENİLEŞELİM.

DAHA MUTLU ÇOĞUNLUĞUN OLDUĞU YARINLARIN OLMASI DİLEĞİYLE…

HOŞÇAKALIN! MUTLU REFAH KALIN !

Anne-kızın yönettiği fuhuş ağına dava

Isparta–Antalya karayolu’nda drone destekli trafik denetimi

Alanya’da denizde erkek cesedi bulundu

Kesinleşmiş (17) Yıl (2) Ay Hapis Cezası Bulunan Şahıs Yakalandı

Sigara kaçakçıları yakalandı

Cinsel saldırgan yakalandı

Trafik Birimlerimizce Son 1 haftada Yapılan Denetimler

Son 2 Haftada Asayiş Olaylarında 502 Şahıs TUTUKLANDI

Serik İlçesinde Uyuşturucu Operasyonu

Gereği Yapıldı / Sosyal Medyada Yayınlanan Trafik Kural İhlallerine Ceza Uygulandı…

LİG TABLOSU

Takım O G M B Av P
1.GALATASARAY A.Ş. 20 15 1 4 33 49
2.FENERBAHÇE A.Ş. 20 13 0 7 28 46
3.TRABZONSPOR A.Ş. 20 12 2 6 15 42
4.GÖZTEPE A.Ş. 20 11 3 6 15 39
5.BEŞİKTAŞ A.Ş. 20 10 4 6 10 36
6.RAMS BAŞAKŞEHİR FUTBOL KULÜBÜ 20 8 6 6 13 30
7.SAMSUNSPOR A.Ş. 20 7 4 9 3 30
8.GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ A.Ş. 20 6 7 7 -7 25
9.KOCAELİSPOR 20 6 8 6 -5 24
10.CORENDON ALANYASPOR 20 4 6 10 -2 22
11.GENÇLERBİRLİĞİ 20 6 10 4 -3 22
12.ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş. 20 4 8 8 -6 20
13.HESAP.COM ANTALYASPOR 20 5 10 5 -14 20
14.TÜMOSAN KONYASPOR 20 4 9 7 -9 19
15.İKAS EYÜPSPOR 20 4 10 6 -12 18
16.KASIMPAŞA A.Ş. 20 3 10 7 -12 16
17.ZECORNER KAYSERİSPOR 20 2 9 9 -25 15
18.MISIRLI.COM.TR FATİH KARAGÜMRÜK 20 2 15 3 -22 9