• 21 Aralık 2017, Perşembe 23:18
TürkerAyyıldız

Türker Ayyıldız

POLİS VURAN, BANKA SOYAN DENİZ GEZMİŞ

Deniz Gezmiş’in eline kan değmedi propagandası kocaman bir yalan değil mi?

O gerçek bir yurtseverdi denilen kişinin banka soyguncusu olduğu neden anlatılmaz gençlerimize?

Üniversiteyi işgal ettiği, asker ve polisle çatışmaya girdiği neden öğretilmez?

Yakın tarihimizi bilen kaç gencimiz var? Kaç tanesi en azından bir çırpıda Cumhurbaşkanlarımızın isimlerini sayabilir?

Rıdvan Dilmen’in söylediği “Erdoğan parkasız Deniz Gezmiş’tir” sözleri sonrasında başlayan tartışmalarda MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli, Dilmen’i özür dilemeye çağırmıştı.

 

Tartışmayla ilgili dikkat çeken açıklamalar yapan Yeniçağ yazarı İsmail Türk, “Herkesin biraz da solculuk yanının olması gerektiğine inanıyorum. Deniz Gezmiş yurtseverdi” çıkışını yaptı. Türk, “Deniz Gezmiş bir ülkücü katili hiç olmadı. Eli kana değmemiş solcularla el ele tutuşabilirim” ifadelerini kullandı.

 

Deniz Gezmiş’in eline kan değmedi propagandası kocaman bir yalan değil mi?

29.12.1970 tarihinde Dev-Genç üyelerinden İlker Mansuroğlu’nun Fen Fakültesi’nde meçhul kişiler tarafından vurulması ve müteakiben de ölümü üzerine aynı gün Yusuf Aslan’ın çaldığı steyşın tipinde bir arabaya binen Sinan Cemgil, Hüseyin İnan, Yusuf Aslan ve Deniz Gezmiş, Kenedi Caddesi’nden gelip, Atatürk Bulvarı’ndan Kızılay’a doğru dönerken sol köşede bulunan ABD Büyükelçiliği karşısındaki polis kulübesine ateş etmişler, kulübeye on kurşun isabet etmiş, kulübede bulunan görevli polisler Nuri Selçuk ve Vahap Çınar kol ve bacaklarından yaralanarak Numune Hastanesi’ne kaldırılmışlardır.

O esnada görev gereği o kulübede bulunan iki polise ateş edip yaralayan ve kaçan şahıs bu günlerde gençlerimize örnek rol model olarak sunuluyor. Kaç kişi biliyor acaba bu olayı? Polisler Nuri Selçuk ve Vahap Çınar’ın ne suçu vardı, günümüzde özgürlük savaşçısı ve yurtsever olarak tanıtılan kişi ve arkadaşları ellerine silah alıp oraya buraya ateş ederken neyi amaçlıyorlardı?

 

O gerçek bir yurtseverdi denilen kişinin banka soyguncusu olduğu neden anlatılmaz gençlerimize?

11 Ocak 1971'de “THKO” adına İş Bankası Ankara Emek Şubesi'nin soygununu gerçekleştirenler arasında yer aldı. Toplam 124 bin lira çalınmıştır. Bu olaydan sonra Yusuf Aslan’la beraber "vur emri" ile aranmaya başlandı. Deniz Gezmiş ve Yusuf Aslan’ın yakalanmasına yardım eden kişilere 15 bin lira ödül verileceği açıklandı.

 

Deniz Gezmiş’in ifadesinden bir bölüm:

... Biz düzene karşı baş kaldırmış, ayaklanmış durumdayız ... bizim için hükümetin ehemmiyeti yok ... gayemiz, düşündüğümüz düzeni tahakkuk ettirmek için paraya ve silâha ihtiyacımız vardır ... bunun için de bankayı soyduk... ben Marksist ve Leninistim ... düşündüğümüz düzeni tahakkuk ettirmek için silâha ihtiyacımız vardır ... bu silâhı gerektiğinde polise, halka ve orduya karşı da kullanabiliriz ... (Dosya 1, Karton 2, Sayfa 63) ... Bankadan gasbettikleri para için aynen ... biz bu hareketi suç kabul etmiyoruz ... bu para örgütün parası idi ... ve örgüte verdik ... bu para örgütçe kabul ettiğimiz fikre göre finans kapitalin parasıdır. Bu nedenle paraya el koyduk ... hâkim çevrelerin meşru olarak hiç bir zaman düşünmediğimiz emperyalistlerin elde ettikleri paralara el atarız ... T.H.K. Ordusu bugün Türkiye'de emperyalizme karşı bağımsızlık mücadelesi veren ülkenin bağımsızlığını ancak silâh yoluyla sağlayacağına inanan ve bu yolda silâhlı mücadele yapan bir örgüttür ... ben bu örgütün bir savaşçısıyım ... örgütteki rolüm, mevkiim ve çalışmalarım hakkındaki suale cevap vermiyorum ... T.H.K. Ordusu ismini verdiğimiz örgüt gizli bir örgüttür ... (Dosya 1, Karton 2, Sayfa 73.)

Deniz Gezmiş, Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THKO) isimli silahlı terör örgütünün kurucularındandır. Bu örgüt adına arkadaşları ile birlikte pek çok eylem yapmışlardır.

  • Banka soygunu sonrasında saklandıkları eve tesadüfen icraya gelen icra memurlarını, avukatı ve bir polisi rehin almışlar, Polis Cemal Şeker’in başına vurarak yaralamışlar ve silahını gasp etmişlerdir. Eve gelen icra memurlarını bağlayarak giderken avukatın fötr şapkasını, polis memurunun hüviyetini ve 170 lira parasıyla, tabancasını alarak evi terk etmişlerdir. Gitmeden önce bağlananlara kapıda bir kişinin nöbet bekleyeceğini, çıkarlarsa kurşuna dizileceklerini ve iptal ettikleri telefon ahizesini Cemal Şeker’in arkasına koyarak üç saat kıpırdamamasını, aksi halde arkasındaki bombanın patlayacağını ve hepsinin öleceğini söylemişlerdir.

 

  • Silahlı terör örgütü THKO’nun kendi yayınladığı bildirisine göre diğer eylemleri şu şekilde:

 

  • 3 — Şubat ayı ortasında İstanbul'da bir Amerikan motoru bombalanmıştır. Motor batmaktan zorla kurtarılmıştır.

    4 — 14 Şubat gecesi. Amerika Birleşik Devletleri'nin Ankara, Balgat semtindeki üssüne girilmiştir. Tam 4 saat üs, savaşçılarımızın kontroluna geçmiştir. Cephane diye girilen depoda ve nöbetçilerde silâh bulunmamıştır. Ayrılırken, nöbetçi Amerikalı çavuşu yanlarına alan savaşçılarımız. Türkiye'deki Amerikalılar hakkında gerekli istihbaratı sağladıktan sonra çavuşu serbest bırakmışlardır.

    5 — 20 Şubat gecesi İstanbul'da Edirnekapı'da nöbet bekleyen iki toplum polisi kurşunlanmıştır. Bu eylemimiz Ankara'da polislerin kurşunlanmasından sonra aynı taktik çalışma gereği yapılmıştır.

 

Üniversiteyi işgal ettiği, asker ve polisle çatışmaya girdiği neden öğretilmez?

  • 19 Ocak 1967'de Türkiye Milli Talebe Federasyonu (TMTF) binasının yedd-i emine verilmesi sırasında çıkan olaylarda yakalandı ve bir gün sonra iki arkadaşıyla çıkarıldığı mahkeme tarafından serbest bırakıldı.
  • 22 Kasım 1967'de öğrenci örgütlerinin düzenlediği Kıbrıs Mitingi sırasında ABD bayrağını yaktıkları gerekçesi ile arkadaşları ile gözaltına alınıp daha sonra serbest bırakıldı.
  •  7 Mart 1968'de İÜ Fen Fakültesi konferans salonunda düzenlenen toplantıda konuşma yapan Devlet Bakanı Seyfi Öztürk’ü protesto ettiği için tutuklandı.
  • 2 Mayıs'a kadar tutuklu kalan Gezmiş, 30 Mayıs'ta 6.Filoyu protesto ettiği için yargılandı ve beraat etti.
  • Öğrenci eylemleri içinde etkinliği giderek artan Deniz Gezmiş, 12 Haziran 1968'de İstanbul Üniversitesinin işgal edilmesinde önderlik etti.
  • 30 Temmuz 1968'de bu eylemlerden dolayı tutuklandı ve 20 Eylül 1968'de serbest bırakıldı.
  • 28 Kasım 1968'de ABD büyükelçisi KOMMER’in gelişi sırasında düzenlenen protesto gösterileri nedeniyle tutuklandı ve 17 Aralık 1968'de serbest bırakıldı.
  • 31 Mayıs 1969'da İÜ Hukuk Fakültesi öğrencilerinin, reform tasarısının gerçekleşmemesini protesto için giriştikleri işgale önderlik etti. Üniversitenin kapatılıp, polise teslim edilmesi nedeniyle çıkan çatışmalarda yaralandı. Hakkında gıyabi tutuklama kararı olmasına rağmen hastaneden kaçan Gezmiş, Haziran'ın sonunda Filistin’e gitti.
  • Eylül'e kadar Filistin terörist kamplarında kalan Deniz Gezmiş, 28 Ağustos 1969'da, "26 Aralık 1968'de üniversiteyi işgal" ettiği gerekçesiyle Hukuk Fakültesi'nden ihraç edildi.
  • 23 Eylül 1969'da Hukuk Fakültesi'nde olduğu sırada haber verilen polislerin de fakülteye gelmesi üzerine teslim olan Gezmiş, 25 Kasım'da serbest bırakıldı.
  • Ancak Yıldız Devlet ve Mühendislik Akademisi'nde Battal Mehetoğlu'nun sağcılar tarafından öldürülmesinden sonra okulda yapılan aramada, ele geçirilen dürbünlü bir tüfeğin Gezmiş'e ait olduğu öne sürülerek hakkında yeniden tutuklama kararı alındı. 20 Aralık 1969'da yakalanan Gezmiş 18 Eylül 1970'e kadar tutuklu kaldı.
  • Hapisten çıktığı sıra askere çağrıldı. Kafasındaki planları gerçekleştirmek için askere gitmedi.

 

 

4 Amerikalının kaçırılması :

4 Mart 1971 günü Gölbaşı Ahlatlıbel'deki radar üssünden çıkan Amerikalı askerler Başçavuş Jimie Sexton, erler Larry Heavner, Richard Caraczi ve James Gholson evlerine dönmek için yola koyuldular. Amerikalıların şoförü ise İsmail Okşar isminde bir Türktü. Tam Kepekli boğazını geçecekleri sırada yola devrilmiş bir direk gördüler. Şoför İsmail frene bastı. Arabadan inip direği çekmeye çalıştı. O sırada Deniz Gezmiş ve arkadaşları arabanın etrafında belirdiler. Amerikalıları arabadan indirdiler. THKO adına onları gözaltına aldıklarını açıkladılar.

Şartları nelerdi?

Rehinelerin tümünün serbest bırakılması karşılığında 400 bin dolar fidye isteniyordu. Ayrıca THKO bildirisi üç ayrı radyo bülteninde okunacaktı. 4 Mart sabah 06.00'dan itibaren 36 saat süre verilmişti.

Daha sonra bu askerler serbest bırakıldı.

 

Özgürlük savaşçısı mı? Terörist mi?

 “Altmış sekiz kuşağının devrimci gençlik liderleri Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan, 6 Mayıs 1972’de Ankara’da idam edilmişlerdi” bu cümleye hep rastlarım. Gerçekten lider mi? Özgürlük savaşçısı mı? Yurtsever mi? Terörist mi?

 

Bu soruya yanıtı bu teröristlerin yaraladığı üç polis ve ailesi versin bence. Ne kadar hastanede yattılar, ne acılar çektiler, tekrar eski sağlıklarına kavuşabildiler mi acaba?

Evde alıkonulan icra memurları ve avukat versin bu sorunun cevabını, üç saat boyunca bomba ha patladı, ha patlayacak derken neler yaşadılar acaba. Ne idi suçları? Sadece görevleri gereği o evde icra işlemi yapacaklardı.

Ya da banka soygunu esnasında bankada olanlar versin cevabı bunlar hakkında. Düşünün gariban vatandaşsın, bankada biraz işin var, belki acelen var, o sırada içeriye silahlı soyguncular geliyor, korkudan dizlerinin bağı çözülüyor, endişe içinde akıbetini ve aileni düşünüyorsun.

Bu soruya cevabı o dönemler üniversitede çocuğu olanlar ve bunların yarattıkları olaylardan dolayı çocuklarını okutamayanlar, her gün korkulu gözlerle olayları seyreden aileler versin. Çocukları silah tüccarlarının ve ajanların savaşında yaralananlar, tutuklananlar ve hayatlarını kaybedenler versin.

Hiç onlara sordu mu acaba bu şahıslara “özgürlük savaşçısı, lider, yurtsever” sıfatlarını takanlar? Bu olaylarda yara almayanlara ve acı çekmeyenlere sormadan bunlara böyle parlak sıfatlar yakıştırılamaz.

17 Aralık 2017 günlü “Kuklalar” başlıklı yazımda değindiğim gibi, 60’lı ve 70’li yıllarda yaşadıklarımız silah ve petrol tüccarlarının ve ajanların ülkemize ve vatandaşlarımıza biçtikleri roldü. Daha fazla silah satmak için daha fazla pazar bulmak zorundaydılar. Soğuk savaş yıllarında ülkemizin kargaşa ve karışıklık içinde olması gerekiyordu bunlar için.  Ajanlar işbaşında idi.

Deniz Gezmiş para bulmak için banka soyduklarını, silah bulmak için Ankara Balgat’taki ABD tesisine girdiklerini ancak orada silah bulamadıklarını ve bir ABD’li çavuşu kaçırdıklarını anlatıyor. Peki daha sonra kimden buldular silahları? 60’lı yıllarda başlayan ve sonrasında 12 Eylül 1980’e kadar devam eden sağ-sol olaylarında gençler silahları nereden buldular? Deniz Gezmiş daha bir öğrenci iken nereden para buldu ve ülke genelinde aranır durumda iken ülkeden nasıl kaçtı, kimler yardım etti Filistine gidişine? Filistin’deki terör kamplarında kimlerden, hangi ülkelerin ajanlarından eğitim aldı Deniz Gezmiş? Yaklaşık dört ay ne yaptı Filistinde, kimlerle görüştü? Sonra heryerde arandığı halde neden ve kimlerin desteği ile geri geldi?

Deniz Gezmiş ve arkadaşları 1966 ile 1969 yılları arasında öğrenci hareketleri denilebilecek protestolara ve gösterilere katılırken neden daha sonra silahlı eylemlere giriştiler? Üç yıl önceye göre ne değişmişti? Filistin macerası ve orada tanıştığı şahıslar ve aldığı talimatlar olabilir mi bu yeni eylemlerin sebebi?

Hepsinin eline bahsettiğimiz bu mihraklar tarafından silah verildi ve ülkemiz ateşe atıldı. Sağcılara da solculara da aynı şahıslar verdi silahları. Bir ülkede terör olayları varsa orada sözde gelişmiş ülkelerin ajanlarının faaliyeti vardır. Son yıllarda itirafçı olan PKK terör örgütü mensupları kamplarda kimlerden destek aldıklarını, hangi ülkelerin ajanları tarafından eğitim verildiğini, Kobani’de hangi ülkelerin özel kuvvetleri ile birlikte savaştıklarını pek çok defa ifade ettiler. Pek çok yabancı özel kuvvetler ajanı yakalandı, ülkemize girerken veya çıkarken.

 

Bugün yapsalar yine terörist denilirdi

Bazı aydın geçinenlerin Deniz Gezmiş ve arkadaşları hakkında bahsederken ileri sürdükleri şu tezlerine de bayılıyorum “ellerine silah almaları terörist olduklarını göstermez”

Neyi gösterir peki.

Polis vur, banka soy, adam kaçır, rehin tut, araba hırsızlığı yap… Daha ne yapsınlar?

Şunu kabul edelim. Bu tarihlerde bu eylemleri yine yapsalar daha fazla suç işledikleri ortaya çıkardı bence. 60’lı yıllarda kameralar yok, parmak izi teknolojisi şimdiki kadar gelişmemiş, Kriminal Polis ve Jandarma laboratuvarları yok. Ele geçirilen silahların başka hangi olaylarda kullanıldığı tespit edilemiyor, parmak izi alıp delilden suçluya gitmek falan yok o zaman. Bu tarihlerde yine bu eylemleri yapsalar yine terörist olarak nitelendirilirler kanunlar karşısında.

Savunmalarında “tam bağımsız Türkiye ve halkların kardeşliği” dediler. Bu talep şu an pek çok vatandaşımız ve bu satırların yazarı tarafından da kabul edilir bir talep, güzel bir amaç. Ancak ele silah alıp, banka soyup, polis vurarak, hükümeti deviririm, siyasete el koyarım ve bu amaçlara ulaşırım derseniz dünyanın her yerinde adınız terörist olur. Kurarsın partini, açıklarsın parti tüzüğünü, ülke genelinde açarsın il ve ilçe başkanlıklarını, çıkarsın halka anlatırsın kendini, programını ve amaçlarını halkın beğenisine sunarsın, oy istersin, seçilirsen buyur gel, halkın desteği ile gel.  

 

Yakın tarihimizi bilen kaç gencimiz var? Kaç tanesi en azından bir çırpıda Cumhurbaşkanlarımızın isimlerini sayabilir?

 

Neden gençlerimize yakın tarih öğretilmez? Neden tarihimiz hep 10 Kasım’da biter ve sonrası anlatılmaz? Çok partili hayata geçiş sancıları, idam edilen Başbakan ve Bakanlarımız, askeri darbeler ve muhtıralar, Cumhurbaşkanlarımız, Başbakanlarımız, öne çıkan siyasi partiler ve yakın tarihimizde yaşanan olaylar objektif bir şekilde gençlerimize öğretilmelidir.

Deniz Gezmiş, Mahir Çayan veya İbrahim Kaypakkaya isimlerini ilk olarak lise son sınıflarda veya üniversite başlarında duymaya başlayan, bunların adlarına bestelenen şarkıları, marşları öğrenen, bunlara ithafen yazılmış şiirleri ve kitapları okuyan gençlerimiz maalesef kasıtlı olarak bu çevrelerce işlenen tezlere inanıyor. Yeri gelmişken kendi görüşümü ifade edeyim, keşke bu olaylara karışanlar idam edilmeseydi, daha sonra cezalarını çektikten sonra belki de bir siyasi partide görüşlerini ifade edebilselerdi. O yılları sonradan nasıl tahlil ederlerdi acaba?

Gençlerimiz okusunlar tabii ki ama her iki taraftan yazılan yazıları da okusunlar, araştırsınlar. Yanlı yayınların propagandalarına alet olmasınlar. O yıllarda birbirine düşman edilen gençlerin 1980 darbesinden sonraki yıllarda arkadaş olduklarını, aynı kurumlarda, işyerlerinde beraber çalıştıklarını ve gerçekleri nasıl bulduklarını görsünler. Günümüzde ezberci ve kabullenici bir eğitim alan gençlerimiz keşke araştırsalar, sorsalar, sorgulasalar ama silaha el sürmeden ve şiddet olaylarına karışmadan.

Deniz Gezmiş’in Filistin’de terör kamplarında eğitim aldığını, aslında bir asker kaçağı olduğunu kaç kişi biliyor mesela. Halbuki bunların silahlı terör örgütü kurucusu oldukları, eylemleri, işledikleri suçlar, yukarıda anlattıklarım ve daha fazlası olarak gençlerimize anlatılsa, insanlarımızın kafası karışmaz ve bu soyguncu, adam kaçıran, polis vuran şahıslara hak ettikleri terörist ve vatan haini sıfatları ile hitap edilir.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık