• 04 Ocak 2018, Perşembe 20:15
TürkerAyyıldız

Türker Ayyıldız

ÇÖZÜM SÜRECİ ADI ALTINDA GERİYE DÖNÜŞE HAYIR !

Son günlerde eski bir hata yeniden tartışmaya açıldı: Çözüm süreci

En baştan yazayım, yazının sonunda söyleyeceğimi. Hayır, aman ha.

Peki neden hayır diyorum?

PKK Terör Örgütü veya uzantısı olan siyasi kanadı, Kürtlerin veya bölgenin temsilcisi değildir. Bölgeye yönelik iyileştirmeler ve kanuni düzenlemeler yapılabilir ancak bölge insanının bile istemediği o kötü günlere dönülemez. Görüşmeler bölgede yaşayan insanlarla, sivil toplum kuruluşlarıyla veya bölgede genel kabul gören liderlerle yapılabilir ama terör örgütü veya uzantısı olan siyasi kanadı ile yapılmamalıdır.

 

Haydi diyelim sınırlarımız içindeki teröristler kayıtsız şartsız silah bıraktı, barış sürecine dönelim dedik, bence olmaz ya neyse, mesela.

Avrupa’da faaliyet gösteren örgüt güdümündeki kuruluşlar ne olacak? Suriye ve Irak’taki örgüt mensupları ne olacak? Onlar da silah bırakacak mı? Hani sık sık adı değiştirilenler, aslı PKK olanlar fakat uluslararası arenada bazı devletleri zor durumda bırakmamak için adı önce PYD-YPG olarak açıklanan sonra SDG (Suriye Demokratik Güçleri) olarak ilan edilen ve yakın zamanda CSC (Ceyş el Suriye el Cedit) denilen bebek katilleri PKK’lılar da silah bırakacak mı?

Onlara verilen 4.000 (dörtbin) TIR yükü silah, mühimmat, füzeler ve zırhlı araçlar boşuna değil. Bunlara verilen eğitim boşuna değil. Daha ABD ve

İsrail’in bu teröristlerden beklentileri bitmedi. Tıpkı FETÖ teröristlerinin halen beslenmesi gibi. Kullanım ömürleri sona ermedi.

Geçmişi hatırlayanlar bilir, terör örgütüne güvenilmez. Hükümetimiz tarafından gayet iyi niyetle başlayan süreç maalesef verilen hiç bir sözün bu kahpe örgüt tarafından tutulmaması sebebiyle hüsranla sona ermişti.

Beraberce hatırlayalım

4 Nisan 2013 günü hükümetimiz tarafından, 63 üyeden oluşan “Akil İnsanlar Heyeti” açıklandı. Ülkemizin 7 bölgesinde temas ve toplantılar yapmak üzere dokuzar kişiden oluşan heyetler açıklandı. 63 kişi arasında isimleri toplumda genel kabul gören sanatçılar, siyasetçiler, gazeteciler ve aydınlar vardı. Bu heyet tüm bölgelerde vatandaşlarımızla konuştu, toplantılar yaptı. Hazırladıkları raporu hükümetimize sundular.

Yeni anayasa,

Anadilde eğitim,

Seçim barajının kaldırılması,

Siyasi partiler kanununun değiştirilmesi,

Yerel yönetimlere daha fazla yetki verilmesi,

TMK’nın kaldırılması,

Siyasal genel af,

Öcalan’ın serbest bırakılması,

Yol kontrollerinin kaldırılması,

Mayınların temizlenmesi,

Köylere geri dönüş,

Karakol ve kalekol yapımlarının durdurulması,

Koruculuğun kaldırılması, gibi daha pek çok talepte bulunuldu.

Olayların sebepleri ve sonuçları üzerinde yeterince düşünülmeden, tarihi, kültürel, ideolojik ve sosyolojik olgular üzerinde gereğince araştırma yapılmadan sunulan bir rapordu bu.

Daha sonra kamuoyuna Dolmabahçe Mutabakatı diye yansıyan kararlarda ise kısaca;

Terör örgütü silahları bırakacak ve teröristler ülke sınırları dışına çıkacaklardı.

Suça karışmadığı tespit edilen örgüt mensupları serbest bırakılacaklardı.

Talep edilen yasal düzenlemeler yapılacaktı.

Uygulamada ne oldu ?

Biz bir grup hasta teröristi sınırda teslim aldık, bunların halka şaşaalı törenler yapmasına, otobüs üzerinde şampiyonlar gibi mahkemeye

çıkarılmalarına göz yumduk ve iyi niyet göstergesi olarak bunların savcılıktan serbest bırakılmalarına ses çıkarmadık ve bunları tedavi ettik.

29 Ekim 2014 günü peşmergelerin Kobani’ye takviye kuvvet olarak gidebilmesi için sınırlarımızı açtık. Erbil’den yola çıkan yaklaşık 80 araç ve 200 kişiden oluşan takviye kuvvet Irak sınırımızdan içeri girerek Kobani’ye karayollarımızı kullanarak desteğe gitti.

Bir dönem asker ve polisi kırsala operasyona çıkarmadık, bunların dağdan çekilmelerini bekledik. Bekledik, sabırla bekledik.

Ama PKK Terör örgütü silah bırakmadı ve ülke sınırları dışına çıkmadı. Tam tersine daha fazla propaganda yaparak örgüte katılan terörist sayısını arttırdı. Resmi kaynakların açıklamalarında 2013 ile 2015 yılları arasında katılım sayısının arttığı kolaylıkla görülebilir.

 

İnsanlara “bize katılın, buralar bizim olduğunda sizleri asker, polis, zabıta ve memur yapacağız” diye propagandalar ile örgüte katılım arttırıldı.

Bahar şenliği, Nevruz, Öcalan’ın doğum günü vb. söylemlerle dağlardan inip, dağların eteklerinde şenlikler yaptılar, bu sözde törenlerden sonra terörist sayılarını daha da arttırdılar.

Bölge insanlarına yaptıkları baskıları arttırarak zorla haraç topladılar. Kiminden para, kimisinden ahırlarındaki hayvanlarını aldılar. Tarlasına ekim yapan devlet yanlısı vatandaşlarımıza “niye ekiyorsunuz, biçemeyeceksiniz, bırakın gidin bu köyleri” tehdidi yapıldı. O dönemde pek çok vatandaşımız batı illerine zorunlu göç ettirildi.

Bölgede hayvancılık yapan insanlarımız yaylalara çıkabilmek için bu eli kanlılara haraç ve yiyecek vermek zorunda kaldılar. Sınırlarımızdan insan kaçakçılığı yaparak ülkemize soktukları Afgan, Pakistanlı veya diğer ülkelerin insanlarından zorla para aldılar. Ülkemize uyuşturucu maddeleri sokarak hem gençlerimizi zehirlediler hem de bu şekilde büyük paralar kazandılar.

 

Sözde “Adalet Komisyonları” kurarak vatandaşlara devletimizin mahkemelerine gitmemeleri ve çözüm aramak için kendilerine gelmeleri yönünde baskılar yaptılar. 2013 ile 2015 yılları arasında mahkemelerimize başvuru sayıları azaldı. Bu sözde mahkemelerde okuma yazma bile bilmeyen sözde savcı ve hakimleri ile yargılamalar yaptılar. İlk gelenin veya haraç yatıranın kazandığı bu acayip durum iki yıla yakın devam etti. Bu dönemde pek çok vatandaşımız dağlarda kurulan bu sözde mahkemelere çağrılarak sorgulandı veya işkencelerden geçirildi.

 

2014 Belediye ve 2015 genel seçimlerinde halka inanılmaz baskılar yaparak oyların kendi siyasi uzantısı olan partiye verilmesini dayattılar. Mahalle ve köylerde dolaşan yandaşları halkı açık açık tehdit ederek, çıkan sonuca göre kendilerine yapılacak muamelenin belirleneceğini ifade ederek korku saldılar. Diğer partilerin adaylarına, adaylıktan çekilmeleri için baskı yaptılar ve tehditler yağdırdılar. Eş ve çocuklarına yönelik eylem yapılmasından korkan pek çok aday ailelerini batı illerine gönderdi.

Kazandıkları belediyeler aracılığıyla çok büyük meblağlarda parayı, çeşitli hilelerle terör örgütüne aktardılar. Daha önce öldürülmüş teröristlerin

ailelerinden bazı şahıslar belediyelere kadrolu işçi olarak alındı. Bunlara çeşitli kanunsuz yardımlar yapıldı.

Asker ve polislerimizin şehit edildiği eylemlerde öldürülen teröristlerin adlarını parklara, kültür merkezlerine ve belediyelerin çeşitli birimlerine törenlerle yazdılar. Bu katiller için anma geceleri düzenlediler. Terörist cenazelerine katılarak, kaos ve anarşi ortamı yarattılar.

Terör örgütünün siyasi kanadında olan milletvekilleri, belediye başkanları bu cenazelerde tabutlara omuz verdi, taziye çadırlarında örgüt propagandası yaptılar. Yapılan kanunsuz gösterilerde bu vekillerin vatandaşların önüne geçerek halkı galeyana getirdikleri, olayları kışkırttıkları görüldü. Bazı milletvekillerinin ve siyasilerin kendi aracı ile terör örgütüne silah taşıdığı, arananları sakladıkları tespit edildi. Bu vekillerin yurt dışında devletimiz aleyhine yaptıkları asılsız suçlamalarda cabası.

 

Halkımızı ayaklandırmak istediler

Kobani ve Suruç olaylarından sonra durumu fırsata çevirerek ülkemizin çeşitli yerlerinde olayları tırmandırdılar, halkımızı ayaklandırmak ve devletimize karşı silah kullandırmak istediler. AK Partili belediyeler, bu belediyelere ait araçlar, bankalar, bankamatikler, marketler yakıldı, molotoflar atıldı, devlet yanlısı esnafların dükkanlarının camları kırıldı, güvenlik kuvvetlerimizle çatışmalar yaratıldı, yollar kapatıldı, TIR’lar yakıldı, mahalleler kuşatıldı, hendekler ve barikatlar kuruldu, dağdaki teröristler şehir merkezlerine indirilerek eylemler tırmandırıldı, karakollara ve lojmanlara saldırdılar, o lojmanlarda sadece kadın ve çocuklar olduğunu

bilerek acımasızca ve kalleşçe saldırdılar, masum vatandaşlarımız öldürüldü, şehitler, gaziler verdik bu dönemde.

Bu sürecin bitmesiyle birlikte yapılan operasyonlara vatandaşlarımız büyük destek verdi ve bir yıldan daha az bir zamanda bölge tekrar normale döndü. Bunun için diyorum, adı ne olursa olsun böyle bir girişimi vatandaş desteklemiyor zaten.

Terör örgütünün siyasi kanadının eş başkanları tutuklandığında güvenlik kuvvetlerimiz bu tutuklamaların kışkırtılarak olaylar çıkarılabileceği endişesiyle geniş tedbirler aldılar, tutuklananlar helikopterlerle cezaevlerine götürüldü. Ancak vatandaşlarımız destek verdi, alkışladı, bunların ellerinde valizleri ile cezaevlerine konulmasını.

Neden desteklediler?

Vatandaşlarımız o iki yıllık süreçte bu eli kanlı teröristlerin iç yüzlerini ve ülkeyi ele geçirirlerse yapabilecekleri vahşeti rahatlıkla gördüler.

Süreç bittikten sonra terör örgütüne olan katılımlarda neredeyse sıfıra indi. Basın açıklaması yapacak seyirci bulamadılar, bir zamanlar örgüt propagandalarına dönüştürülen Nevruz kutlamaları normalleşti, toplananlar eğlenceleri tamamlanınca olay çıkarmadan dağıldılar. Bölgede tekrar huzur ve güven ortamı sağlandı.

O dönemde canı pahasına görev yapan, bombaların üzerine yürüyen, kurşunlara meydan okuyan askerlerimize, polislerimize, korucularımıza ve vatandaşlarımıza şükranlarımı sunuyorum. Bu vesileyle aziz Şehitlerimize

Yüce Allahtan rahmet, yakınlarına başsağlığı, gazilerimize acil şifalar ve uzun ömürler diliyorum.

O iki yılda yaşadıklarımıza geri dönmek kimsenin talebi olmasa gerek.

Tekrar düşünülsün bence.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık