• 15 Ekim 2018, Pazartesi 22:31
ErsinAybar

Ersin Aybar

EKONOMİK BAĞIMSIZLIĞI OLMAYANDEVLETLER BAĞIMSIZ DEĞİLDİR !

Uzun süredir yazmıyordum, daha doğrusu yazamıyordum. Bir bıkkınlık, nikbinlik, umutsuzluk sarmıştı benliğimi. 
Toplumu değiştirmek ancak radikal devrimlerle gerçekleşir, bizim gibi birkaçyüz entellektüel aydın Türk milliyetçisinin kişisel çabaları  sanal medyada yazıp çizerek dertlerini anlatmaları veya uzun yullardır yalnız muhalif olmanın  beyin loblarımıza  yüklediği psikoloji ile  yılların ancak yükleyebileceği sosyo kültürel değerler manzumesi , milli hars , sosyoloji, felsefi, edebi birikiminden yoksun  bir kadın kahraman yaratarak iktidarı yakalama romantizminin  acı sonuçlarını benliğinde hissetmenin verdiği ağır bir bezginlik ve yorgunluk. 

Her halin bir sonlanması olduğu gibi kendimi sorgulayarak bu bezginlik halinden kurtulabilmek için tekrar yazmaya ama  günlük siyasi dedikodu çöplüklerine dalmadan temel sorunlar üzerinde yazmaya karar verdim. 

Şimdi gelelim esasa ve konumuza girelim yazımıza başlayalım. 

Bu başlık devletlerarası hukukun hayata geçirilişindeki asli unsurun özet ifadesidir. 
Bağımsızlık nutukları, rest çekmeler , atıp tutmalar,yüksek perdeden konuşmalar hepsi lâgara lugara  mavradan başka bir şey değildir 

Bu dün de böyle olmuştur bu günde . Bunun ötesinde başka bir şey olması asla mümkün değildir ve olamazda ! 
Tarihi determinizmin kuralları ve değişmeyen değişmeyecek seyri böyledir. 

Gelin dünden bu güne  tarihi süreçte hızlı bir beyin fırtınası  yolculuğuna çıkarak olaylarıngünümüzle özdeşleşip özdeşleşmediğini kontrol edelim.

Yunanlı tarihçi Svonorostan bir tespitle başlayalım;  “Osmanlılar,işgal ettikleri ülkelerinticaretini,zenaatını ve ekonomisini yerli halka bıraktılar.Bu ayrıcalığın bir burjuva sınıfı yaratacağını göremediler. Helenler ticaretle zenginleşerek Batı ile ittifak kurdular, kültürlerini geliştirdiler, bağımsızlığa hazırlandılar.Osmanlılar içinse haraç toplamak güçlü olmak için yeterliydi. 

Fatihve Kanuninin ölümü arasındaki dünyanın en güçlü imparatorluğu döneminde bilim fen ve teknolojiyi en iyi kullanmaları ile ortaya çıkmış Fatih İstanbulu fethinden bir gün sonra İstanbul Üniversitesini kurmuş -30 Mayıs 1453- Ayasofya bile ondan sonra Camiye çevrilmişti-1 Haziran Cuma 1453-Osmanlının bu altın döneminde medreselerde  okullarda fıkıh ve İslâmi eğitim kadar geometri cebir fen astronomi öğretiliyordu

Daha sonraki dönemlerde yazıcızadelerin hakimiyeti ile tüm bilim ve fen dersleri tedrisattan kalkmış yerine yalnız islâmi bilgiler ikâme edilmiş içtihat kapısı kapatılmış yanlış koyu bir taassup ile islâm dahi kurân  esaslı değil  yozlaştırılıp ilâveler yapılarak öğretilmeye başlanmıştı. 
Köprülü Mehmet Paşa gibi bazı akıllı ve bilgiye önem veren devlet adamları bu karanlık taassuba zaman zaman son verseler bile süreç içinde bu karanlık akım devam edegelmiştir. 

Dikkatinizi çekerim, biz bu taassub sürecini yaşarken batı rönesansı yaşamış Leanorda De Vinci-Mikelanj-Rafael-Donetelli gibi dahilerle bilimde teknikte sanatta müthiş bir gelişme göstermiş daha önemlisi Reform hareketi ve öncüleri Luther ve Calvin’le Vatikan papalık taassubunu kırmış batı insanını kaderci teslimiyetçi bir yapıdan dünyevi arayışlar içine sokan protest bir akım geliştirerek zenginliğin kapitalist ve sömürgeci kolonyalist bir çağın kapısını aralamıştı.

Papalık Vatikanda cennet arsalarını para ile satarken Vatikana yüklü bir para ile gelip arsa talebinde bulunan Luther’e “ bu para ile cennetten kaç arsa istiyorsun diye soran papalık temsilcisine Lutherin döerek; ben Cehennemi istiyorum demesi üzerine  papalık yetkilisinin, sana cehennemin tamamını verdim demesi üzerine; tamam kabul bende aldım deyip kapı dışında bekleyen halka dönüp; “ Eyy hristiyanlar! 
Bundan böyle korkmanıza gerek yok , çünkü cehennemi ben satın aldım ve bundan sonra oraya kimseyi sokmayacağım. Şimdi gidin basit ve rahatça ibadetinizi yapın ama dünyevi işlerinize daha fazla vakit ayırın, çalışın ve üretin” 
demesi çok meşhur bir hayat dersidir ki bu gün hristiyan dünyasının bu protest hareketinden doğan Protestan ülkeler dünya ekonomisinin en güçlü devletleridir. “ ABD İngiltere,Almanya” gibi

Katolik ve Ortodoks hristiyan ülkelerin durumu her nekadar islâm ülkelerinden iyiyse de Protestan ülkelerle kıyas dahi edilemezler
Ayrıca Katolik ve Ortodoks hristiyan ülkelerin islâm ülkelerinden iyi olmalarının sebebini yine protestan ülkelerin ayak izlerini bir nebze takip edip etkileşimlerinden kaynaklanmışlar diye açıklayabiliriz
Kanuni dönemi sonrası 1566  ve  yaşanan duraklama  dönemi ve gerileme devrinin başlangıç tarihi olan 1699 Karlofça anlaşması 
arasındaki 130 yıl ve 1699 sonrası Osmanlı için sosyo ekonomik siyasi idari yapı gelişmecilik anlayışı ve çağın hızlı gelişim ve dönüşümlerine ayak uydurma açısından tam bir sukut u hayal dönemleri olmuş batı ile olan mesafe önce batı lehine kapanmış sonra bizim aleyhimize batı lehine olağanüstü açılmıştır. 

16.yüzyıl sonu ve 17.yüzyıl başlarında  tüm ıslahat lâyihalarında eskiye dönme Fatih ve Kanuni dönemlerine atıfta bulunulurken  3.Selimden itibaren sunulan ıslahat layihalarında Avrupa’yı örnek alma isteği görülmektedir. 

Bu değişim isteğinde öne çıkan husus imparatorluğun hristiyan batı karşısında  gerilemesinin “ Müslüman Türklerin , Müslüman olmayan Osmanlılar karşısında güçsüz duruma düşmesidir.

Halbuki “ bir zamanlar mazide ne kadar şendik” 
Gerek Selçuklu gerek Osmanlı devletleri çağına göre hayli ileriydi. Fransa kralı François Osmanlıdan 2 milyon düka altın , savaş gemisi, at, cephaneyi borç istiyor, İsveç Osmanlıdan borç para istiyor, İngiltere Kraliçesi Elizabeth Osmanlının yün boyama tekniğini öğrenmek için ajanlar gönderiyor Türk işçileri kaçırmak istiyor  Kral 8. Henry Kanuni dönemi hukuk sistemini  incelemek için İstanbul’a heyetler gönderiyor, Akdeniz adaları ve İtalya açlıktan ölmemek için Türk buğdayına muhtaç oluyorlardı. 

Ama gerçek şuydu ki o güçlü yıllar artık geride kalmış, genişleyen imparatorluk toprakları iyi yönetilemez hale gelmişti. 
Mülk hükümdardan, emek reayadan,ulema ve asker yönetimde, u kentli ? ı köylü bir imparatorluk çağın ilerleme hızının çok gerilerinde kalmıştı

Reform ve rönesans kapitalizm merkantilizm ve sömürgeciliği  doğurmuş yeni kıaları keşfi denizciliğin gelişmesi yepyeni sonuçlar getirmiş
16. yüzyılsonlarında İspanyolların Amerikalı yerlilere kusturduğu altın ve gümüşlerin Osmanlı ülkelerinde yarattığı enflâsyon sadece Sevillâ kentine 181 tonaltın ve 17bin ton Amerikan gümüşü yığılmasına  sebep olmuştu. 
Atlantiki aşan gemiler dolusu altın  ve gümüşler Avrupada dengeleri değiştiriyor ve Osmanlıyı enflâsyon canavarıyla tanıştırıyor Osmanlı parası  ilk kez büyükdeğer kaybı yaşıyordu. 
1584 devaiüasyonu ile Osmanlı Akçesi p değer kaybedip pul oluyordu.
Artık Osmanlı eski bir Doğulu kervancı Avrupa ise yeni Batılı yelkenci rolünde idiler. 

Artık Doğu “Levanten” ticaretininyeni sahipleri İngilizler ve Hollandalılardı. Osmanlı ise Batıda  Alman ve Avusturya Doğuda İran duvarları arasında Akdenizde sıkışmıştı. 
1535 te gücün doruğundayken diplomatik bir hata ile  Fransa’ya verilen ilk kapitilâsyonları  1580 İngiltere 1598 Hollanda kapitilâsyonlarını 1604-1673 kapitülâsyonları izledi. 1740 kapitülâsyonları saray erkanına verilen 47775 altın karşılığı verilmiş bu altınların 1/3 ü nü İstanbul Fransız kolonisi 2/3 ü nü Marsilya Ticaret Odası sağlamıştı
Bundan sonra  iç ve dış ticaret Osmanlı vatandaşı gayrı müslimlere teslim edilmişti. 
Öyle ki Osmanlı vatandaşı Rumlar denizlerde 1000 ticaret gemisine sahiptiler.

Buhranın başlamasıyla hazine yönetimi ile devlet memurları arasındaki yozlaşma süreci had safhaya geliyordu.

Artık tren raydan çıkmıştı . Durumu düzeltmek için başlayan devlet müdahaleciliği işleri daha da zorlaştırıyor küçük işletmeler ve ticaret sektöründe sıkıntılar artıyordu.
Merkezi idare para darlığı nedeniyle tımarlı sipahilerin el koyma girişimleri yapınca tepkiler geliyordu.
Neticede  vergi ve elkoymadan kaçırmak için vakıflaşma yoluna gidiliyor
Tımarların zenginlere devredilmesi sonucu işsiz kalan köylü Celâli oluyor
Haksız ve ağır vergiler karşısında  mükellefler  tefecilerin eline düşüyor ve vurguncu bir aristokrat sınıf doğuyordu
Sonuçta yargı ve yürütmenin çatışması gerçekleşiyor devlet hizmetlerinde bürokrat -çete dayanışması yaşanıyordu.
İmparatorluk zayıflayınca devlet üretim ve gelir kaynaklarının denetimini kaybediyordu. 

Artık fren tutmuyordu, bu başıbozuklukta 17. yüzyılın müslüman bankerleri-tefeci ve faizcileri- mesleklerini icra ederken devlete de boç vermeye başladılar.  Prf Mustafa Akdağ’a göre faiz hadleri -15 ile sınırlandırılmış iken bu tefeciler 0-60 lara bazı fevkalâde durumlarda 60 lara kadar faiz uyguluyorlardı. 

Ve sonuçta bir daha kapanamayacak bütçe açıkları oluşuyor çare olarakta” DEVLET ELİYLE SOYGUNA DÖNÜŞECEK FON GELİRLERİ  İCAT EDİLİYOR”

Olağanüstü hallerde alınan geçici vergi ve fonlar kalıcı oluyor
Hazineye kaynak yaratmak için sistemin ana kaynağı tımar işletmelerine el konuyor. Avarız ve imdadiye fonları icat ediliyor
Formül basitçe bulunuyor(!).Yoksullaştırdığın halka yeni vergi koyamıyorsan çeşit çeşit fonlar icat edip paraya sıkıştıkça bu fonların miktarını arttırırsın. 

Fakat bu palyatif tedbirler yarayı iyileştireceğine derinleştiriyor merkezi hükümet yerel yönetimler üzerinde denetim gücünü kaybediyor ayanlar derebeyleri sorun oluyor yerel yönetimlerde büyük yosuzluklar rüşvet horsızlık had safhaya çıkıyordu. 

Bu makalemiz 4-6 bölüm devam edecek, burada süreci noktalayıp bir sonraki yazıda ikinci bölümde kaldığımız yerden başlayıp devam edeceğiz
Günümüz insanının çok açık olarak anladığı gibi ekonomik yapısı sağlam güçlü üretken olmayan ürettiğinden fazla tüketen sürekli borçlanan bütçe açıkları sürekli artan  bilgiye akla teknolojiye kapalı devletler ve milletler muhtaç kalmaya yönetilmeye mahkumdurlar. 

Geçmişten alınacak desleri ortaya koymak ve sonlara doğru günümüzle karşılaştırarak bir reçete sunmak için bir çaba içerisine girdik 

Devam edecek.....


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


SON DAKİKA HABERLER

ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık