• 04 Nisan 2017, Salı 10:00
ErsinAybar

Ersin Aybar

Dönüşüme ihtiyaç var mı?

ATATÜRK DÖNEMİ'NİN  KÜLTÜREL KİMLİK VE BÜROKRAT KİMLİK YAPISINA DÖNÜŞÜME  İHTİYAÇ VARMI ? 

   Çokça beyin jimnastiği yapıp cevabini aradığım bir soruya cevap verebilmek için bir Batı Anadolu ilçesi olan Salihli'mizin  100 yıllk tarihi serüveninde gel gitler yaparak geri vites ve  1 den 5 e kadar ileri vitesler arasında gerek yavaş gerek hızlı bir zaman tüneli yolculuğuna çıkarak cevaplar arayacağız. 

    1915 yilinda Salihli mütevazi bir Batı Anadolu kasabası olarak  takribi 10 000 kişinin yaşadığı (  7000 Türk müslüman ) Saruhan sancağına bağlı bir kasaba iken  1912 yılında İstanbulda kurulan Türk Ocağı yurt sathında teşkilâtlanma aşamasında  1915 yılında İzmir ve Salihli'de de  şubelerini açmiştı.  1915 harb i umuminin başlangıcının 2. Yılı ve doğu cephesinde Ruslar'a karşı gerilediğimiz Ermeni Hınçak ve Taşnak çetelerinin doğu ve Güneyde katliamlar yaptıkları yıldı. İttihat ve Terakki hükümeti  özellikle milli şuuru geniş halk yığınlarına aktarabilmek amacıyla özellikle Talât Paşa - Ziya Gökalp yakınlığıyla Türk Ocaklarını vatanın önemli noktalarında şubeler açılması konusunda destekleyerek ocakların yaygınlaşmasını  destekliyorlardı. 

Salihli Türk Ocağı yöneticileri de böyle bir ortam içinde vatan ve millet sevgisi üst düzeyde olan şahıslardan oluşmuştu. " Salihli Türk  Ocağı Yönetiminin  kuruluşun hemen akabinde o sırada rahatsızlanan dönemin padişahı 5. Mehmet'e ( Mehmet Reşat'a )çektiği geçmiş olsun telgrafının aslını "Salihli Türk ocağının resmi yayın organı olan 3 MAYIS dergisinin Mayıs 2013 tarihli 3. Sayısında yayınlayarak  Salihli Türk Ocağının kuruluşunun 1915 yılı olduğunu belgelemiştik"  Hacı Davut, Halil İbrahim, Mehmet Hulusi, Hamit Sinan gibi isimler Türk Ocakları bünyesinde imparotorluğun ve şehrin zorlu kaderini omuzluyorlar işgalden sonrada milli kurtuluş hareketinin öncüsü oluyorlardı. 

 24 haziran 1920 de Salihlinin Yunan ordusu tarafından işgalinden sonra bu isimler başta  o dönem belediye başkanı olan Hacı Davut Bey olmak üzere  bu isimlerin çoğu tutuklanıp Yunanistan'a gönderilmişlerdi.  İstiklâl savaşının maliyesinin ve cephanesinin başlangıçta yönetildiği yer olan Salihli " Kuşçubaşı Eşref Çiftliği" Çerkez Ethem'in başlangıç yıllarının efsanevi direnişleri, Şahyaroğlu Mustafa Beyin Alaşehir cephesinden kahramanca katkıları, Hacı Ali Bey'in Poyraz Çetesinin  varlığıyla Milne Hattının 18 km doğusunda olmalarına rağmen Yunanlılar tarafından işgal edilememişti. Ta ki 24 haziran 1920 ye kadar ! 

24 Haziran 1920 de Salihli işgal edilip başta Türk Ocaklılar olmak üzere Kuvva taraftarları tutuklanmaya veya göz altına alınmaya başlanınca direnişçiler, kuvvacılar ve ocakçılar bir adım geriye Alaşehire veya daha gerilere çekildiler. Albay Bekir Sami Bey, Hacim Muhuddin yine de bölgeyi organize ediyorlar Demirci Kaymakamı İbrahim Ethem Beyin Akıncıları stratejik Yunan noktalarını sürekli vuruyorlardı. "İbrahim Ethem de bir Türk Ocaklıydı. Yine Türk Ocaklı kahraman bir kadın Sultanahmet mitinglerinin - Ya istiklâl ya ölüm- diyen unutulmaz sesi Halide Edip Hanım bölgeyi gezip halka moral desteği verirken  Gördesli Makbulenin akıllara seza destanını bizzatihi görüyor ve yazıyordu. 

Konumuz İstiklâl Savaşının tüm detayları değil şüphesiz! Bilinmesi gereken konulara nokta atışlar yaparak geçiyoruz.  Bu arada belirtelim ki çok önemlidir.  Mustafa Kemal Paşa " Benim biyolojik babam Ali Rıza Efendi , Hislerimin heyecanlarımın babası Namık Kemal fikirlerimin babası ise Ziya Gökalp'tir diyen bir adamdır ve derin bir bağla Türk Ocakları fikriyatına bağlıdır. 

İstiklâl savaşı Cumhuriyetle taçlandırıldıktan sonra da Atatürk hiç bir etnik kaygu hissetmeden kurtuluş savaşını birlikte gerçekleştirenlerin tümüne  Türk denir derken alt etnisitesi ne olursa olsun bu topraklarda 1000 yıldır yaşayıp imparatorluklar, devletler, devlet büyüklüğünde beylikler kuranlara batılı tarihçilerin Türkler , bu topraklara da Türklerin yaşadığı ülke  olan Türkia dedikleri gibi kurtuluş savaşını birlikte verip vatanın bağımsızlığını sağlayanlara Türk denir derken ortak bir üst kimlik inşa ediyordu. Bu durum alt kimliklerin asla inkârı değildi . Aksine ortak vatan ve ortak millet mefhumlarında batılıların bu ülkenin insanlarına 1000 yıl önce ortak bir tanımlamayla Türk" Papa Urban'da 1. Haçlı seferinde hristiyanlara çağrı yaparken  Türkler'e karşı birlik çağrısı yapıyor Türk kavramını müslüman kavramıyla özdeşleştiriyordu "  ve bu topraklara da Türklerin yaşadığı ülke Türkia dediklerinin 1000 yıl sonra tescili idi.   

Atatürk dönemi sosyo kültürel değer yargıları açısından Türk milliyetçiliği esası üzerine oturtulmuştu.  Türk Tarih Kurumu, Türk Dil Kurumu kuruluyor Türkçe başlangıç deneyindeki birtakım uçuk yanlışlıklara rağmen yaşayan Türkçeye  dönüştürülüyor  ve Türk kültür araştırmalarına hız veriliyordu. 

Paraların üzerinde Bozkurt resimleri vardı ve başkentin hava alanı Esenboğa idi.  Atatürk'ün yurt gezilerinde Türk Ocakları  başkanı Hamdullah Suphi sağ yanında yer alırken başbakan sol yanında yer alıyordu.  Türk ocakları Atatürk'ün ülke meseleleri konusunda hükümetten daha fazla danışma toplantıları yaptığı bir kurum haline gelmişti.  
Makalemizin ilçe bazında örnek kasabası  Salihli ölçeğinde ise açılan ilk okulun adı Altınordu, ilk spor kulübü Bozkut, önemli caddelerden biri Turan, ilk eczane Yeni Turan"Halide Edip'in Yeni Turan romanına izafeten" adını taşıyordu. 

   Atatürk dönemi türk kültürü , Türkçe,  Türk dili altın dönemini yaşıyordu.  Fakat Atatürk sonrası Yunan, Latin kültürününegemenlik yılları yaşandı . Zaman içinde Türkçülereza cefa çektiler Türkçülük suç sayıldı. Daha sonraki ABD patentli yıllarımızda üst yönetim birimlerinde ne bozkurt motifleri kaldı ne de Turan kavramının zihinlerde şekillenmesi! 

Batının pop kültürü ve sanal dünyası bir kasırga gibi sosyal yaşamımızı derinden sarsarken Türk milliyetçiliği Türkçülük adeta bir suçluluk psikozu adeta ayıplanacak bir kavram olarak  algılanmaya başladı.  Günümüz Türkiyesi yıllardır önce ASALA sonra  PKK terörü ile uğraşırken toplum yapısı doğru orantılı olarak kemikleşen bir milliyetçi yapıya hızla kayması gerekirken maalesef 5. Kol ve emperyal lobinin gayretleriyle  Türkçülük, Türk milliyetçiliği alt etnik gurupların milli çıkışlarını kaşıyacak bir düşünce pratiği olarak sakıncalı etiketiyle devlet bürokrasisinden mahzurludur etiketiyle  yaftalandı! 

Ülkenin bu kaotik ortamında bile Türk milliyetçiliği gereken değeri bulamıyorsa ahval ve şerait hiç de iyi değildir diye düşünüyorum.  Peki ne yapmalı ?  Bizce cevap hazırdır; Atatürk döneminin kültürel kimlik ve sıradışı bürokratik kimlik yapısına dönüşmek ! 

Yine Türk milliyetçiliğine, yine Türkçülüğe ,  yine Türk Milliyetçiliğinin ulu çınarı, büyük otağı Türk Ocaklarının devlet katmanlarındaki sıra dışı protokol dışı iadei itibarına dönüş ! Serinofil dernekleri , turistik gezi ve hemşehri dernekleri aşk ı memnu dernekleriyle aynı protokolde incelenmek  devleti kuran irade olan  Türk Ocaklarına  onun mensuplarına ızdırap çektiriyor! 

Bu dönüşüm yapılmalıdır veya yapılmalıdır. Başka yolu yok ! Önce devlet kendi bürokratik yapısıyla yüzleşip kaşarlanmış  bürokratlarına Türk Ocaklarının nasıl bir kavram olduğunu devleti kuran irade olduğunu kırmızı çizgilerle anlatmalıdır. . 

Atatürk'ün Hamdullah Suphi'nin dönemindeki Türk ocaklarının devlet nezdinde ki yerini alması meseleyi çözecek ve bürokrasiyi  de rahatlatacaktır. 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık