• 04 Nisan 2017, Salı 10:00
ErsinAybar

Ersin Aybar

100 yılında tehciri zorunlu iskan ve yer değiştirmeyi anlamak

    Tehciri doğru anlamak için öncelikle dil bilgisi açısından kelime kökeni tahlili , dönemin siyasi tahlili ve devletlerarası ilişkileri ile iç dinamikler ve genel görünüşü çok iyi değerlendirmek gerekir. Tehcir hicretten türeyen göç ettirme diye tanımlayabileceğimiz bir kelimedir.  Tehcir  dönemin siyasi ve idari şartları nazar ı itibara alınarak İttihat ve Terakki hükümeti tarafından çıkarılan" mecburi iskan ve yerleştirme" kararnamesinin uygulanmasına halk arasında yakıştırılan bir tabirdir. 

Tehcir kararnamesi  Osmanlı sınırları içerisinde yaşayan-özellikle sıcak olayların yaşandığı bölgelerde bulunan- Ermenilere uygulanmak için çıkarılan bir kararnamedir.  Hemen akla niçin sadece Ermeniler'e uygulanan bir yöntem sorusu gelebilir . Bunu cevaplamak için kısada olsa bir ön bilgilendirme yapmak gerekir. 

Şöyle ki Osmanlı devleti kurulduktan ve imparotorluk sürecine ulaştıktan  1915 lere kadar geçen süre içerisinde imparatorluğun içinde yaşayan bir teba olarak bulunan Ermeniler  hristiyan dininin Ortodoks, Gregoryan, kısmende Katolik mezheplerine bağlı dini bir ritüele mensuptular. Bir kelime i tevhidi , ilahi kelimallahı yayma  görevinin zımni temsilcisi  olarak tanımlayabileceğimiz Osmanlı imparatorluğu içinde hristiyan bir teba olarak yaşamını sürdüren Ermeniler çok uzun yıllar ticari, zanaat, bürokrasi, idari ve devlet ricalinde askeri hizmetler dahil bütün sahalarda sadakat ve başarıyla çalıştılar. 

Ta ki imparatorluğumuz zayıflayıp ekonomik olarakdip yapıncaya, idari ve askeri sistemlerimiz çökünceye, emperyal Batı  Osmanlıyı harita üzerinde paylaşıncaya kadar ! Çöküş yıllarıyla birlikte imparatorluk içinde yaşayan azınlıklar dişlerini göstermeye başladılar. Bu azınlıklardan biri de sadakatlarından dolayı kendilerine Millet i Sadıka denilen Ermenilerdi . 
1850 lerden sonra palazlanan ve kıpırdayan Ermeni milliyetçiliği Taşnak ve Hınçak cemiyetleriyle yeraltı hücre faaliyetlerini sürdürüyor ara ara küçük isyan denemelerinde bulunuyordu. 

Dünyanın dikkatini çeken ilk girişimleri 1896 Osmanlı Bankasını basmalarıydı. 1905 teki Sultan Abdülhamit'e düzenledikleri Yıldız süikasti  ile bütün dikkatleri topladılar.  İmparatorluğumuzun güç kabi hızlanınca Taşnak ve Hınçak çeteleri Ermeni nufusun yoğun olduğu illerde silâhlanıp dağa çıkmaya başladılar" bu günkü PKK hareketiyle dikkat çekici benzerlik"  

Osmanlıyı parçalamaya kararlı olan İngiliz,Rus, Fransız bloğu 1. Dünya Savaşı öncesi  İttihat ve Terakki nin bütün ısrarlarına rağmen bizi ittifaklarına almayıp mecburi bir tercih yapmamıza sebep oldular. Artık savaş öncesi Almanyanın cephesindeydik ! Ve savaş boyu Çanakkale'de, Kuttül Amare'de, Kanal'da  kazandığımız zaferlere rağmen genelde ittifakımız savaşı kaybettiği için bilinen dramatik sonu yaşadık ve neticesinde küllerimizden yeniden doğuşun Mustafa Kemal Atatürk patentli mucizesini gerçekleştirerek Türkiye Cumhuriyeti devletimizi kurduk. 

Bu noktada konumuza dönelim ve can alıcı noktalara vurgular yapalım. Alman ittifakı içinde İngiltere, Fransa , Rusya'ya karşı savaşırken Çanakkale 'de mucizeler yaratıp Kuttül Amare'de Halil Paşa İngiliz ordularını dağıtırken Doğu cephesinde maalesef işler iyi gitmiyordu.  Ruslar Dooğu Anadoluya girmişler Van'ı işgal etmişler içerilere doğru yürüyorlardı. Ve bu cephede Türk ordusu haince bir tuzağa düşüyor ve sırtından hançerleniyordu! 

Yerli Ermeniler Rus ordusunun öncü kuvvetleri gibi çalışıyorlar ve Rus silâhlarıyla Müslüman Türk ve Kürt köylerini basıp katlıam yapıyorlardı. Daha önceki Van isyanının elebaşısı Aram Manukyan Ruslar tarafından Van Valiliğine getirilmişti. Bütün doğu illerimizi işgal ettikçe Ruslar Vali ve Jandarma komutanlıklarına Ermeni Hınçak çete lıderlerini getiriyorlardı.Toplu katliamları Ruslar değil Ermeniler yapıyorlardı.  Tolu mezarlar açılıyor Müslüman Türkler toplu olarak diri diri gömülüyorlardı ! 

Vahşet ve kahpelik kelimeleri Ermeni çetecileriyle özdeşleşmişti !  Bu ahvalde dünyada hangi devlet ordularını ve halkını düşman işgalcilerle işbirliği yaparak arkadan vurarak katleden kendi tebası olan bir azınlığa karşı radikal tedbirler uygulamaz ?  Bütün dünya ülkeleri bu durumlarda kısasa kısas imha, topyekünkarşı saldırı, acil yargılama ve darağaçlarını gündeme getirir. Bu kesin ! Peki, İttihat ve Terakki  ne yapmış ? İskan ve yerleştirme kanunu çıkarıp Ermeni tedhişinin yoğun olduğu bölgelerin Ermeni halkını meskun olduğu bölgelerden alıp yine devletimizin sınırları içindeki Halep, Şam, Beyrut gibi bölgelere göndermiş! 

Başka çare varmıydı ? Maalesef yoktu ! Ordunu ve halkını sırtından vurup işgalci Rus kuvvetlerine öncülük eden kendi tebamız bir azınlığa karşı alınan tedbirler dönemin şartlarına göre en insani tedbirlerdir.  Tehcır sırasında şartlar ve imkânsızlıklardan dolayı salgın hastalıklar ve yol boyu daha önceden yakınlarını Ermeni çetelerin saldırılarında. Kaybeden bölge halkından bazı Türkmen ve özellikle çoğunluk Kürt ahalinin engellenemeyen saldırıları, yol şartlarına dayanamayan yaşlı, çocuk,hasta göçmenler  olmak üzere onbinlerce kişinin telef olduğu bir gerçek ! 

Ama bir gerçek daha varki kayıtlara geçmiştir. Ermeni kafilelerin düzenli ve sağlıklı göçlerini gerçekleştirememekten yargılanan yüzlerce görevli mahkum olmuş ve infaz edilmişlerdir Boğazlıyan Kaymakamı Kahraman Kemal bey gibi suçsuz yere idam edilenler devardır. " ki Boğazlıyanda azgın Hınçak çeteleri Türkler'i diri diri yaknışlardır. Türklere karşı emperyal dünyanın 100. Yıl soykırım masalına en güzel cevabı diplomatlarımız ABD nin İngiltere'nin, Fransa 'nın tarihlerindeki  yaşadıkları savaşlarda kendi vatandaşları olan düşman işbirlikçilerine kestikleri cezaların belgelerini kendi ülkelerinin basınlarında çarşaf çarşaf yayınlayarak vermelidirler ! 

Meselâ Fransa Paris Alman işgaline uğrayınca Alman işgalcilerine işbirlikçilik yapan Fransız vatandaşlarına işgal sonra ne gibi bir ceza kesmiş ? Kurşuna dizilmek !  Her ülkenin tarihinde işgalcilerin işbirlikçilerine kesilen ceza aynidir ve değişmez ! Göçe zorlamak mı ağırmış, yoksa kurşuna dizmek mi ağırmiş ?  

Noktayı koyarken belirtelim ki hristiyan dünyası halâ haçlı ruhunu yaşıyor. Tapınak şövalyelerinin bakış açısıyla Evangelist bakış açısı arasında bir fark yoktur ve bu kafa yapısı taşıyanlara meşru müdafa kavramının en masumane yolu olan tehcirdeki elde olmayan mücbir sebeplerden meydana gelen kayıplarının çok üzücü ama asla bir etnik soykırım olmadığını anlatmak çok ama çok zordur! 

1913- 15 sürecini Ermeni çetelerin başlattığı bir karşılıklı mukatele olduğunu  başta Justin Mc Carthy, Bernard Lewis olmak üzere dünyanın büyük tarihçileri kabul ediyorlar ama maalasef dünyayı bilge tarihçiler değil çıkarcı , dizayncı, hayalperest, gerçekleri kendi politik ve ideolojik plânları doğrultusunda  şekillendirmek isteyen düzenbaz politikacılar yönlendiriyorlar. 

Günümüzün önemli mütefekkirlerinden Mustafa Çalık'ın bir tespitiyle bitirelim. Ne demişti Mustafa Çalık;  " eğer İttihat ve Terakki tehciri uygulamasaydı Doğu ve Güney Doğu Anadolu aynen Balkanlar gibi bir daha asla geri dönmemek üzere elimizden çıkardı" 

Bu tespite aynen katıldığımızı belirtelim ve okurlarımıza soralım, siz katılıyormusunuz?


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık