• 06 Eylül 2017, Çarşamba 15:51
ErdoğanKırmızıoğlu

Erdoğan Kırmızıoğlu

Hayat bize mi çalışıyor, Dünya bizim için mi dönüyor?

Sevgili okurlarım!
Bugün köşe yazımda farklı bir konuyu ele almak istiyorum. Bugün köşe yazıma hayatımıza bizden bir
şeyler katmak istiyorum.
Siyaset konularından sıkıldık. Siyasetçilerin işi siyaset yapmak, her gün siyasete konu malzeme
bulmak, halka siyasi düşüncesini değişik yollarla dayatmak. Ben televizyonda bazı siyasi liderlerin
daha konuşmasının başında sözü nereye getireceğini anlar oldum. Hele bazıları, aynı şeylere ikide
bir söyler, insanın beynini tırmalatır. Siyasiler hep bir yerlere mesaj gönderir. Bir yerlerden gelen
mesajlara da kendi düşünce ve üslubunda cevap verir. Mesajların çoğu da yerini hedefini bulsa da,
bazen etkili olmaz. Dün birlikte aynı düşünce etrafında birleşen el, ele kol kola olanlar, bugün kanlı
bıçaklı çok farklı düşünce ve eylemde olabilir. Ya da, dün ayrı düşüncede olan siyasiler, bugün aynı
düşüncede birleşebilir.
Bu yıl içinde , referandum, parti içi hesaplaşmalar, liderler, lider adayları, turizm, ekonomi, toplumsal
olaylar, gündem konuları, başkanlık sistemi, piyasa dalgalanmaları, dolar- euro indi çıktı, içerde
dışarda terör, iç politika, dış politika, darbe girişimini konuşma, darbe şehitlerini anma vs..vs…Bir çok
konuları konuştuk , konuşuyoruz.
Ben elbette bu konulara hiç duyarsız kalalım demiyorum, ama hepimizde biliyoruz ki; Yaşadığımız
hayatta her birimizin de her gün, her an, özel yaşantısı, farklı ruhsal halleri , özel sorunları,
üzüntüleri, mutlulukları, heyecanları, yapılması takip edilmesi bitmesi gerekli işleri olmakta.
Güneş her gün yeniden doğar ve her akşamda yeniden doğmak için batar. Dünya döner, mevsimler
olur yaz kış ilkbahar sonbahar. Her mevsimin farklı özelliği vardır. Bu coğrafi durum-düzen, dünya
kuruldu kurulalı hep böyle devam eder.
İşte! Her gecenin bir sabahı, her sabahın bir gecesi, her mevsimin bir yazı kışı olduğu gibi; Toplumda
yaşayan insanlarında iyi güzel, kötü sıkıntılı günleri, her gün yeni umutları, yeni arayışları, yeni
bekleyişleri olur. Çok değil, daha bir yüzyıl öncesine kadar insanlar aş aşadıkları ( yemek yedikleri)
karınlarını doyurdukları, iş tuttukları zaman, hastalıklardan ve savaşlardan doğal afetlerden de
ölmeyince, hele bir de evlenip ev yuva aile sahibi olup, sağlıklı çocuk sahibi olduklarında, kendilerini
çok mutlu hissediyorlardı.
Ya şimdi öyle mi? Yaşadığımız yüzyılda insanlar elinde var olanla yetinmesini bilmemekte, hep daha
fazlasını daha iyisini, daha mükemmelini istemekte, elinde var olanla tatmin olmamakta, sürekli
mutluluk beklentisi içine girmekte, tüm bunların neticesinde de insanların büyük çoğunluğu mutsuz.

Her bir günün başlangıcında, güneş doğuşuyla dünyayı aydınlattığı gibi, insanlarda genelde ruhsal
yönden ‘’Bugün her şey güzel olacak, güne iyi başlayacağım, şans bana gülecek, şans benden yana
olacak, karşıma bugün hep iyi insanlar çıkacak, bozulan işlerim yolunda gidecek, sıkıntılı zor günler
geride kalacak, ekonomim düzelecek çok para kazanacağım, sağlığım bedensel ve ruhsal halim iyi
olacak, soluk aldığım her bir nefes benim canıma can katacak…” .gibi birçok pozitif beklentiler ile
yeni güne başlar.
Peki! Yaşadığımız dünyada, gerçekler böyle mi acaba?
Her sabah uyandığımızda, her birimiz yaşadığımız evden dışarıya adım attığımız andan itibaren,
beklenti içerisinde hayal ettiğimiz gerçek hayatın hiç de öyle olmadığını, hayatın bizi hayallerimizde
olduğu gibi kucaklamadığını görünce hayal kırıklıkları, umutsuzluklar mutsuzluklar yaşamıyor
muyuz? Düşlerimizde yaşadığımız hayat ile gerçek hayat bir mi ?

Elbette, her birimiz hayatı ayrı dozda yaşıyoruz. Düşlerdeki hayat ile gerçek hayat hiçbir zaman bir
değil.
Belki birçoğumuzun, yaşanan bir olumsuzlukta, çoğu zaman benim gibi “Hayat bize mi çalışıyor,
dünya bizim için mi dönüyor sanki ?” dediği olmuştur.
Bu soruya vereceğimiz cevabın kişiye göre değişiklik gösterse de, genel olarak, yaşadığımız dünyanın
sadece bizim için özel olarak hazırlanmadığını, içinde olduğumuz dünyada, hayatın sadece bize
çalışmadığını, dünyanın ise sadece bizim için dönmediğini, aksine bu zaman ve mekânda hayatta
kalıp yaşayabilmek var olabilmek, mutlu olabilmek için, önce bizim kendi çabalarımızla hayatta
kalabilmek ve ruhsal bedensel olarak sağlıklı olabilmek için uğraşlar vermemiz, daha sonrada sosyal
ekonomik ve kültürel yönden kendimizi sürekli geliştirmemiz, güçlü olmamız gerektiğini, tüm
bunları gerçekleştirirken de, uçuk hayaller beklentiler içinde değil, daha gerçekçi hayal beklentiler
içinde olmamız, elimizde olmayan sahip olamadıklarımızla değil de, elimizde olanlarla sahip
olduklarımızla daha gerçekçi hedefler içinde mutlu olmayı, daha az hayal kırıklıkları yaşamayı,
daha az üzülmeyi başarabilmeyi öğrenmemiz gerektiğini söyleyebilirim.
Bilmeliyiz ki ; “Hedefi olmayan insana, hiçbir şey yardım etmez, edemez.” Hepimizin bir hedefi
olmalı. Toplumda yaşayan bireyler olarak, yaşadığımız hayatta bilinçli seçimler yapıp doğru yönde
doğru hedefe emin adımlar attığımız sürece, hiç kimse dışarıdan bize bir müdahalede bulunamaz,
bizi üzemez.
Yaşadığımız hayatta hedefimize doğru emin adımlarla ilerler iken, çok da ayrıntılara girmeyelim. Bir
söz vardır , “ Şeytan ayrıntıda gizlidir “ diye. İnsan ömrü uzun değil, pek de yaşadığımız hayatın
ilerisini gerisini ortasını altını üstünü… Derinlemesine düşünmeyelim, yaşadığımız hayatta var
olanla idare etmeyi bilelim, bırakalım kendimizi çok fazla dinlememeyi, çok fazla eleştirmeyi, ben
ne istiyorum, hayatta olmak istediğim noktada mıyım, değil miyim, ne haldeyim?... Gibi kendi
kendimizin iç hesabını detaylı şekilde her zaman yapmaktan kaçınalım. Öyle zamanlar geldiğinde ;
“Bugün de böyle geçti! Hayatımda buda yaşanacakmış ” diyebilelim. Belki; “ O, yaşadığımız bir
üzüntü, bir ayrılış, bir son, yeni bir hayatın birlikteliğin mutluluğun başlangıcı sevinci olacak. Güneş
her gün doğarken, yeni umutlarla doğar, etrafına yeni umutlar saçar.“ Günü gelince de, o
yaşanacak anıda yaşamayı bilelim. Öyle ki; Bazen hayatta sahip olmadıklarımızla değil, sahip
olduklarımızla da mutlu olmayı, hayatın keyfini sürmeyi deneyelim.
Bu yazıyı okuduğunuzda, bir kenara çekilin, bir an düşünceye dalın… Siz kimsiniz? Kiminlesiniz?
Neredesiniz? Ne yapıyorsunuz? Nerede olmak istiyorsunuz? Şimdiye kadar neler yaptınız? Neler
yapmak istiyorsunuz? Yaşam felsefeniz ne? İşiniz, kariyeriniz, sağlığınız, ruhsal haliniz ne durumda?
Aile ilişkileriniz? Özel hayatınınız? Arkadaşlık, Evlilik, boşanma, çocuk? Yaşadığınız hayattan memnun
musunuz? Pişmanlıklarınız var mı? Şimdiye kadar tüm yaptıklarınız? Yapmayı düşünüp bir türlü
yamadıklarınız? Sosyal kültürel ekonomi anlamamda çevreniz? Maddi manevi durumunuz?
İnançlarınız? Vs. vs. Hep bu tür soruları aklınızdan geçirin.
Belki de şimdiye kadar kendi kendinize hep “Ben böyle yaşadığım hayattan memnunum” deyip
yalancı tavırla, bir mutluluk maskesiyle çevrenizde iyi göründünüz. Çevremizde, kendini öz eleştiriye
tabi tutmadan yaşayan, bu halde kendini sanal olarak mutlu sanan çok insan var. Şimdi gelin
kendinize karşı samimi açık olun, kendinize dürüst gerçekçi hedefler koyun. Ve kendinizi
değerlendirip, kendinize bir başlangıç yapın, bugün sizin için bir başlangıç olsun. Kendinize
koyduğunuz hedefleri, herkesle paylaşmak zorunda da değilsin, sadece kendinizin bilmesi yeterli.
Kendine hedef belirlemek, bireysel olduğu gibi şirketler hatta devletler içinde oldukça önemlidir.
Hedefi olan her birey, şirket veya devlet o hedefe ulaşabilmek için gayret gösterecek ve gelişmesine

oldukça büyük katkıları olacaktır. Hedeflerinizi kısa, orta, uzun vadeli olarak tutun. Önemli olan bu
tutacağınız hedeflerde; mutlu yaşayıp, mutlu yaşlanmak olsun…
Kendinize belirlediğiniz hedeflerde, Hedefleriniz ve siz tutarlı mısın? Hedeflerinizde önceliklerinizi
belirleyin, mantıklı doğru dürüst bir hedefiniz varsa hiç korkmayın, hedeflerin için gittiğiniz yolda size
hizmet eden çok olur. Hedefinize ilerler iken, Kendinize yaptığınız moral bulucu telkinler, zaman
geçtikçe olumlu hale dönüşür, bir bakarsınız hayalleriniz gerçek olmuştur. Unutmamak gerekir ki; Bu
değişimin mimarı sihirli değnek de değil, kendinizce belirlediğiniz dürüst bir hedefte ve sizde gizlidir.
Hedefleriniz de; Üniversiteyi kazanmak mı istiyorsunuz? Kasaba hayatı özlemimi var? Yeni eviniz mi
olsun istiyorsunuz? Yeni araba mı almak istiyorsunuz? İşinizde yükselmek mi istiyorsunuz? Evlilik mi
düşünüyorsunuz? Çocuğunuz mu olsun istiyorsunuz? Evlilik iyi gitmiyor, ayrılmak mı istiyorsunuz?
Yeniden evlenmek mi istiyorsunuz? Kitap mı yazmak istiyorsunuz? İyi bir gazete köşe yazarı mı olmak
istiyorsunuz? Uzman mı olmak istiyorsunuz ? Dünyayı gezmek mi istiyorsun? …. Tüm bu isteklerinizi,
kendinize erişebileceğiniz gerçekleştirebileceğiniz bir hedef olarak belirleyin. Önce beyninizde
hayalinizde canlandırın, sonra düşünerek en kısa vadede olabilecekleri öne alıp bir yerden başlayın.
Gideceğiniz hedefte mutlu olun.
Bir Kızılderili masalında denir ki; “ Kâinatın yaratılışı tamamlanmış, sıra insana gelmişti. Yaratıcı, insanı
yaratmadan önce bütün varlıkları yanına çağırdı ve dedi ki: “İnsanlar hazır oluncaya kadar onlardan
bir sırrı saklamak istiyorum. Bu sır onların mutluluğudur. Sizce bu sırrı nereye saklayayım?”
Kartal söz aldı: “Bana ver Allah’ım onu aya götüreyim.”
Yaratıcı, “Hayır!” dedi. “Bir gün gelir, oraya da giderler ve onu kolayca bulabilirler.”
Yunus balığı, “Onu okyanusların derinliklerine gömeyim” diye teklif etti. Yaratıcı, “Orada da rahatlıkla
bulabilirler” dedi.
Aslan “ormanın derinliklerini,” koyunlar “ıssız meraları” önerdi. Ama Allah, hiçbirisinin önerisini kabul
etmedi.
En sonunda köstebeğin önerisi geldi: “Allah’ım bu sırrı insanların içine koy” dedi. Ve mutluluk
insanların içine kondu.
Kızılderili masalının bize anlattığı tema ;” Her kim mutluluğu başka yerlerde ararsa, her zaman
mutsuz olmaktadır.'' Yaşadığımız hayatta insan olarak, “ Kendi içimize bakmayı öğrenene kadar hep
mutsuz olacağız. Yaşadığımız dünyada insan hayatında her an her şey değişebiliyor. Masalda
olduğu gibi gerçekten Mutluluk içimizde. Yeter ki onu tutmasını hissetmesini bilelim. Mutluluğa
giden yol, aynı zamanda hedefimiz olsun.
Unutmayalım mutluluğa giden yolda hedefleriniz inancınız yoksa güven duygunuz eksikse, ümidiniz
bitmişse hayatınızla ilgili çok önemli bir şeyi aramakla ömrünüzü harcasanızda mutlu olamazsınız;
Mutluluğa giden yolda belirlediğiniz hedeflerde, başkalarının ne dediğini, ne düşündüğünü çok önemli
değil. Yaşam kollarını açmış bizi bekliyor, dünya bizim etrafımızda değil, biz dünyanın içinde
yaşayarak dönüyoruz. Kendisi olamayanların, kendi içindeki hazineyi bulmaları çok zordur. İnsan
hayatında en büyük yeri gelince en kolay, yeri gelince en zor yolculuk insanın kendi iç dünyasında
yapılan yolculuktur. Küçük adımlar ve küçük değişiklikler büyük değişimler yaratabilir, bunu
unutmayın ve bir yerlerden başlayın. Eğer hazır olduğunuzu hissediyorsanız, şimdiden iç dünyanızda
yapacağınız yolculukta size “iyi yolculuklar” diliyorum…
Sevgi dolu bir hafta olsun dileğiyle…
Erdoğan KIRMIZIOĞLU
Araştırmacı Yazar Şair


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık