• 04 Nisan 2017, Salı 10:00
ErdoğanKırmızıoğlu

Erdoğan Kırmızıoğlu

Akçura’nın, “Üç Tarz-ı Siyaset” Düşüncesi

Sevgili okurlarım !

Bugün ölümünün 80. yıldönümünde Türkçülüğün en büyük ideologlarından Yusuf AKÇURA’yı anarak, onun en önemli düşüncesi olan “Üç Tarz-ı Siyaseti “üzerinde düşüncelerimi paylaşmak istiyorum.

Yusuf AKÇURA, Türkçülük akımının önde gelen temsilcilerinden Kazan Tatar asıllı Türk yazar ve siyaset adamı.

Onun çok yönlü kişiliği var. O, siyasetçi, yazar, düşünce adamı Mustafa Kemal Atatürk’ün çalışma arkadaşı, aynı zamanda Türk Tarih Kurumu’nun kurucu üyelerinden olup, ikinci dönem TBMM’de İstanbul milletvekili, 1935 yılında da Kars milletvekili olarak mecliste yer almıştı.

1904 yılında yayımladığı “Üç Tarz-ı Siyaset”  adlı makalesi, o dönemde Osmanlı topraklarında yaşayan halk tarafından büyük ilgi görmüş özellikle de dönemin aydınları tarafından bu düşünce uzun bir müddet gündemde kalmış tartışılmış, bazı kesimlerce de özelliklede Türkçü düşüncede olanlar tarafından günümüze kadar bu düşünce taşınmış, “Türkçülük akımının manifestosu” olarak da kabul edilmişti.

AKÇURA’nın o dönemin şartlarında düşünce bazında oluşturduğu “Üç Tarz-ı Siyaseti “ uzunca bir makale olup, 1904 yılında Mısır’da bir Türk gazetesinde yayınlanmıştı.

Yayınlandığı dönemde Osmanlı topraklarında büyük bir yankı uyandıran Üç Tarz-ı Siyaseti” düşüncesine önce kısaca değinerek, bugün günümüz şartlarında Türkiye’de oluşturmaya çalışılan Türkiyelilik, Yeni Osmancılık akım tarzlarıyla bu akım tarzını değerlendirmek istiyorum.

AKÇURA yaşadığı dönemde çağdaşı Ziya GÖKALP’in gölgesinde kalmıştı.

O, ATATÜRK’ün yaşadığı dönemde yeni kurulan Türkiye Cumhuriyetinin Kültürel yapısının oluşmasında katkı sağlamıştı.

AKÇURA’nın  Ziya GÖKALP’den etkilendiği Türkçü düşünce fikirleri, ondan sonraki dönemlerde de  Sovyetler Birliğinin çökmesi ve Orta Asya Türk devletlerinin kurulmasına bağımsızlıklarına kavuşmalarına öncülük etmişti.

 

Prof. Dr Yusuf AKÇURA’nın Hayatı ;

 

AKÇURA, 2 Aralık 1876'da doğdu. Türkçülük akımının önde gelen düşünür ve tarihçisidir. Harbiye Mektebi'nde okudu. 1897'de darbe girişimlerine katıldığı için tutuklandı. Taşkışla Divan­ı Harbi kararı ile müebbet kalebentlik cezasına çarptırıldı. Karar sonrasında Padişah fermanı ile Trablusgarp'a sürüldü. İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin 1899'da yaptığı girişimler sonucu Trablusgarp kenti içinde serbest dolaşma izni aldı. Kısa bir süre sonra da Fransa'ya kaçarak, Paris'teki Jön Türkler'e katıldı; burada Siyasal Bilgiler yüksekokuluna devam etti. 1903'te "Osmanlı Devleti Kurumlarının tarihi Üstüne Bir Deneme" adlı teziyle okulu bitirerek Rusya'ya döndü. Kazan'da öğretmenlik yaptı. Bu dönemde Mısır'da çıkan Şüra­yı Ümmet ve Türk gazetelerinde çok sayıda imzasız makalesi yayımlandı. Bunlar içinde, 1904'te Türk Gazetesinde çıkan "Üç Tarz­ ı Siyaset" başlıklı dizi makale özel önem taşır. Bu makalede imparatorluğun önündeki seçeneklerin "Osmanlıcılık", "Panislamizm" ve "Irk Esasına Müstenit Türk Milliyetçiliği" olduğu, bunlardan en uygununun da sonuncusu olduğunu belirtiliyordu. AKÇURA, II. Meşrutiyet'ten sonra İstanbul'a geldi. Çeşitli okullarda öğretmenlik yaptı. Darülfünun'da ve Mülkiye Mektebinde siyasal tarih dersleri verdi. Türkçülük akımına daha çok düşünce düzeyinde katıldı. Türk Derneği ve Türk Ocağı'nın kurucuları arasında yer aldı. Türk Yurdu'nun başyazarı ve editörü oldu AKÇURA, Osmanlı Türkleri ile Osmanlı Devleti dışındaki Türklerin yalnız dil ve tarih alanındaki ortak geçmişlerine dayanarak bir birlik yaratamayacaklarını savundu. Önemli eserleri arasında; "Üç Tarz­ı Siyaset", "Ali Kemal" ve "Ahmed Ferid" beyleri cevaplarıyla birlikte (1907; yb 1976), Üç Tarz-ı Siyâset’e Türkçülüğün manifestosu diyenler bile vardır.

 

AKÇURA’nın ünlü makalesi “Üç Tarz-ı Siyâset “ de  üç ana konu üzerinde durmuş ve bunların uygulanabilirliğini değerlendirmiş;

OSMANCILILIK; Bir Osmanlı Milleti yaratarak Osmanlı Devleti’ni yıkılmaktan kurtarmak. Osmanlı Devletinin son yıllarında oluşturulan bu fikrin temel amacı yeni bir Osmanlı milleti oluşturmak, o dönem her yönden zayıf düşen Osmanlı Devletini yıkılmaktan kurtarmaktı. Yıkılmak üzere olan Osmanlı devleti’nin devamı için bu iş başarılabilinse idi, elbette çok yararlı olurdu. Bu düşünce tarzında devlet bünyesinde cins, din ve mezhep ayrımı gözetilmeksizin Osmanlı halkları haklar ve ödevler açısından eşit hale getirilecek, böylece ortak vatan kavramı etrafında günümüzde tıpkı Amerikan ulusu gibi bir “Osmanlı Ulusu “ oluşturulacaktı. Bu düşüncenin tek amacı o günün şartlarında mevcut devlet sınırları korumak ve Osmanlı İmparatorluğunu yaşatmaktı. Üç Tarz-ı Siyâset  makalesinde fikrin akıl babası AKÇURA, o dönemde Osmanlılık fikrini hem sakıncalı hem de imkansız görmekteydi. AKÇURA, devletin sınırların korunmasını devlet için yeterli bir amaç görmemekte, İmparatorluk halkları örgütlenip bir halk haline geldiğinde devletin kurucusu ve yöneticisi Türklerin devlet bünyesinde eriyip gideceğini, egemenliğin Arap çoğunluğa geçeceğini. Ayrıca, İmparatorluk içinde yer alan Osmanlı topluluklarının birbirleriyle kaynaşmak istemeyeceklerini, dinsel, siyasal ve mezhepsel nedenlerle bütün Avrupa’nın buna engel olmak için çalışacağını, İmparatorluğu yaşatmak için Osmanlı milleti meydana getirmeye uğraşmanın o dönem için boşa yorulmak olduğuna kanaat getirmişti.

İSLAMCILIK ; İmparatorluk içindeki bütün Müslümanların birleşeceği bir devlet olmak. Osmanlı milliyeti siyasetinin başarısızlığı üzerine İslamiyet politikası meydanı aldı diye düşünen AKÇURA, İslamcılık siyasetinin Dünyadaki Müslümanlardan bir İslam birliği meydana getirmek amacı ve eylemi olduğunu söylüyordu. Avrupalı yazarların Panislamizm dediği bu fikir Osmanlılık fikrinin zayıflamasıyla Abdülaziz zamanında başladığı, Abdülhamit zamanında fikirden eyleme geçtiği. Bu dönemde Müslüman memleketlerinde geniş bir Panislamist propaganda yapmaya gidildiği. AKÇURA düşüncesinde bu politikanın güçlüklerini anlatırken de ;  Önce Tanzimat’ın Osmanlı toplulukları arasında yaymayı amaç tuttuğu siyasal ve hukuksal eşitlik artık söz konusu olmayacaktı. Hatta Türkler arasında bile mezhepsel, dinsel çatışmalar çoğalabilecekti. Müslüman ülkelerin çoğunun idaresini ellerinde tutan batılı devletler de bu tasarının gerçekleşmesine izin vermeyeceklerdi. Ancak bu politikanın olumlu yanları da vardı. Onlar da, Osmanlı memleketlerinde din esasına dayalı güçlü bir Müslüman birliği kurulacağı, Dünyadaki Müslümanların Halife’nin etrafında toplanmaları için sağlam bir zemin hazırlanacağı idi. Bu arada İslam’da din ile devletin bir bütün olarak kabul edilmiş olmasını, Kuran’ın anayasa niteliği taşımasını, halifenin Müslümanlarca imam kabul edilmekte olmasını, İslamcılığı kolaylaştırıcı etkenler olarak görmekteydi. Ancak dış engelleri çok kuvvetli gören AKÇURA bu siyasete, İslam tebaya sahip büyük devletlerin, İslam ülkeleri üzerindeki etkilerini kullanarak engel olacaklarını söylüyordu.

 

TÜRKÇÜLÜK ; Irkî zeminde bir Türk Milleti oluşturarak millî bir devlet kurmak.

AKÇURA’ya göre bu siyasetin uygulamasında, önce Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Türklerin, Türk olmadıkları halde az çok Türkleşmiş olanların ve ulusal bilinçten yoksun olanlarının bilinçlendirilmesi ve Türkleştirilmesi ile başlayacaktı. Asıl fayda Asya ile Doğu Avrupa’da yayılmış olan Türklerin birleştirilmesi sonucu meydana gelecek azametli bir siyasal milliyetin elde edilmesiyle sağlanacaktı. Türkçülük fikrinin uygulanmasında Osmanlı Devleti Japonya’nın sarı ırk için oynadığı rolü oynayacak ve liderlik edecekti.

Bu siyasetin engelleri ise şunlardır: Önce Osmanlı Devleti’nde Müslüman olup da Türk olmayan ve Türkleştirilmesine imkân olmayan toplulukların bu uygulama esnasında Osmanlı Devleti’nden ayrılmak isteyecekleri. Büyük bir Türk nüfusa sahip olan Rusya’nın da bu siyasete engel olmak isteyeceği. Ancak Türkçülüğün harici engelleri İslamcılığa göre daha azdı. Sonuç olarak AKÇURA, Osmanlıcılığı uygulanması imkansız bir siyaset olarak gösteriyor. İslamcılık ve Türkçülüğü ise, eşit denebilecek yarar ve zararlara sahip olarak niteliyor. Makalesini şöyle bitiriyordu: ” Hülasa öteden beri zihnimi işgal edip de kendi kendimi ikna edecek cevabını bulamadığım sual yine önüme dikilmiş cevap bekliyor: Müslümanlık, Türklük siyasetlerinden hangisi Osmanlı Devleti için daha yaralı ve kabil-i tatbiktir.

 

Türkiyelilik, Yeni Osmanlılık  düşünceleri günümüzde belli zamanlarda gündeme gelir iken, AKÇURA’nın Üç Tarz-ı Siyâset düşüncesinde yaşadığımız dönemde bazı değerlendirmelerde bulunduğumuzda, Üç Tarz-ı Siyâset  tarzı, Türkiyelilik, Yeni Osmanlıcılık  düşüncelerinin hangisinin günümüz Türkiye’sine faydalı olacağına gelince;

 

Günümüzde birden sıkça duyduğumuz bir kavram oldu Yeni Osmanlıcılık. Eski Osmancılılık düşüncesinden tek farkı önüne Yeni kavramı getirildi. Osmancılılık birden “ Yeni Osmanlıcılık “ oldu. Yeni Osmanlıcılık, Büyük Orta Doğu Projesi’nin içeriğini içine alan geniş bir coğrafyada düşünülüyor. Bu şimdilik diğerleri gibi sadece bir düşünce. Bu düşüncenin şu an ki mevcut durumda, Atatürk’ün kurduğu millî bir devlet olan Türkiye Cumhuriyeti’nin var olduğu bir ortamda gerçekleşmesi zor görülüyor. Günümüzde sıkça kullanılan Türkiyelilik kavramıyla da Tıpkı Osmanlının son dönemlerinde  imparatorluğun dağılmaması için gündeme alınan “Osmanlıcılık” kavram düşüncesiyle örtüşüyor. O zaman şartlarında Osmanlı İmparatorluğunda tutmayan Osmanlıcılık kavramının , günümüzde de Türkiye’de yapılmaya çalışılan “Türkiyelilik” kavramıyla  tutacağı görülmüyor. Osmanlı Devletinin varlığında bile gündeme gelip bir türlü gerçekleşememiş” Osmanlıcılık” düşüncesinin bugünün şartlarında gerçekleşip, gerçekleşmeyeceği hususunda, Öyle bir ülkede yaşamaktayız ki bunun cevabını kestirmek oldukça zor. Bunu cevabını Yusuf AKÇURA’nın Üç Tarz-ı Siyâset düşüncesi mantığı ile vermek gerekirse : Bu dönemde ;  “Artık Osmanlı milleti vücûda getirmekle uğraşmak, beyhûde bir yorgunluktur.

 

AKÇURA düşüncesinde ; “İslâm, mümin olan kimselerin cinsiyet ve milliyetlerini bitirir; lisanlarını kaldırmaya çalışır, mazilerini, ananelerini unutturmak ister.”  Çünkü İslâmi düşüncede, din ve millet birbirinden farklı şeyler değildir. İslamiyette, “Millet” yoktur “Ümmet” vardır. AKÇURA’ya göre; Bugün birçok Müslüman devlet var. Ancak bunların birliğinden veya birbirleriyle dayanışmasından söz edilebilir mi? Filistin meselesinde kınamadan öteye gidemeyen Arap ülkelerini görmekteyiz. Duruma Osmanlı ve Türkiye açısından bakacak olursak, henüz Birinci Dünya Savaşı çıkmadığından dolayı Yusuf Akçura da Arap hareketlerini görmediği için o yaşadığı dönemde İslâmcılık ile Türkçülük hareketlerinin gerçekleşme ihtimalini eşit tutmuştur. AKÇURA, Üç   Tarz-ı Siyâset’i yazdığı dönemden 15-20 yıl sonra yazmış olsaydı, yazılmış olan Üç Tarz-ı Siyaset düşüncesinden çok  daha farklı bir Üç Tarz-ı Siyâset  düşüncesini ortaya sürebilirdi, ya da  o günün şartlarında yazdığı Üç Tarz-ı Siyâset hiç yazmayabilirdi. AKÇURA’nın  düşüncesi doğrultusunda İslâmcılığın da Osmanlıcılığı birlikte değerlendirdiğimizde , her iki düşüncenin de gerçekleşme olasılığının olmadığı, İslamcılığında Osmancılığında  beyhude bir yorgunluk olduğunu  söyleyebiliriz.

AKÇURA’nın  düşüncesinde “Osmanlı ülkesinde bir dereceye kadar Türkleşmiş unsurlar ile hiç Türkleşmemiş unsurlar Türkleşmeliydi. Kurulma ihtimalleri olan beyaz ırk birliği (Bugünün Avrupa Birliği bu açıdan değerlendirilebilir.) ile sarıların birliği arasında da doğu ve batı Türklerinin birlik olmalarında azamî fayda olduğunu “ söylemekte, AKÇURA’ya göre “Müslüman olup da  Türkleştirilmesine imkân olmayan unsurların Osmanlıdan ayrılabileceğini belirtiyor “ ve bunu bir mahzur olarak görüyor. Bununla beraber “Tevhid-i Etrâk”, yani Türk Birliği-Turancılık siyâsetinin Osmanlıcılık ve İslâcılık’tan daha az mâni ihtiva ettiğini de ekliyor ve Türkler arasında Turancılık önünde bir engel bulunmadığı gibi Avrupalı devletlerin de sırf Çarlık Rusyası aleyhine bir cereyan olduğu için Turancılığı destekleyebileceklerini de ileri sürüyor.

 

Bugün de yaşadığımız ülke Türkiye’nin bölünme tehlikesiyle karşı karşıya kalmaması için, AKÇURA’nın  “Üç Tarz-ı Siyâset “ makalesinde ele aldığı düşünce sisteminde aydınlarımız yeni düşünceler ortaya sürülebilmeli, yıkıcı olmayan yeni özgün düşünceler başta aydınlarımız ve değişik kesimlerce tartışabilinmeli, ortaya çıkarılan olumlu düşüncelerde demokratik uzlaşma sağlanmalıdır. Türkiye Cumhuriyeti devleti milletiyle bölünmez bir bütün olarak  kendi bünyesinde birlik beraberliğini sağlam temellere dayandırarak, oluşturacağı yeni modellerle birçok ülkeye örnek ülke olabilmelidir. Türk Milleti geçmişten günümüze oluşturduğu devlet modelleriyle kültür, siyaset toplumsal alanlarda, milliyet fikrini en iyi şekilde göstermiştir.

11.Mart.1935 Yılında aramızdan uçmaga çıkan, ruhu Tanrı Dağlarının eteklerinde  olan, Türkçülüğün en büyük ideologlarından Yazar Düşünce Siyaset Adamı Yusuf AKÇURA’yı (1876-1935) ölüm yıldönümünde bir kez daha rahmetle anıyorum.  Onun ortaya sürdüğü olumlu düşüncelerin yeni düşünce dağarcığımıza ışık olması diliyorum…

Erdoğan KIRMIZIOĞLU

     Araştırmacı

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık