• 04 Nisan 2017, Salı 10:00
CihatRamazan Gürbüz

Cihat Ramazan Gürbüz

The Menderes Türel!

Mesele…

Mesele yolu tıkamak değil!

Mesele tıkanan yolun önünü aşmaktır…

Bu anlamda yola çıkarak:

Olumsuz bir şeyi, dolaylı yoldan irdelemek istedim…

Neden?
Direk değil de, dolaylı yol…

(!)…

Benim bakış açım, kalemime verdiğim yol şimdilik bu…

Eleştirin ortamı ve dokusu farklı, özeleştirin ortamı ve dokusu farklı olmalı…

Ortam ve doku sırıtıp aptallaşmamalı…

 

Sayın Menderes Türel, geçen dönem ne yazık ki!

Sürpriz bir şekilde kaybetmişti…

Üzülmüştüm…

Birlikte üzüldük…

Evet, Sayın Türel, kaybetti kaybetmesine ama içinizi yakan bir görev aşkı varsa; zorda olsa, asil bir duruş sergilerseniz, bazen kaybetmekte kazanmaktır…

 

Fazla uzağa gitmeye gerek yok!

Antalya’mızdaki kaybeden başkanlarımıza teker, teker bakacak olursak, hiç de iç açıcı bir tabloyla karşılaşmayacağımız ortada…

 

Sayın Türel, faktörü tamda bu anlamda devreye girdi. Kaybederken kazanmasını bilmesi, onu farklı kıldı. Gazetecilik yıllarından beri kendine olan güveni, güçlü profil ve inatçı kişiliğini, kaybettiği dönemde bile hiç değişmedi. Aksine karşısına çıkan duvarın;

Sertliğine…

Büyüklüğüne…

Kalınlığına…

Rengine…

Ve yüksekliğine…

Bakmadan, duruşunu bozmadan direnmesini bildi…

 

Antalya Büyükşehir Belediye Başkanlığını kaybetmiş bir başkan kulvarından hemen çıkıp, yeni bir kulvara istisnasız adımını attı…

 

Diriliş misali, bir nefer gibi hizmet mesaisine ara vermeden yol haritasını halkla bir araya gelerek planladı…

 

Sarhoş bir anlayışın, Eski Belediye Başkanı Sayın Mustafa Akaydın ve berduş neferleri, Antalya’mıza hizmet adına hiçbir şey yapmamış ve kaybolan bu beş yılın hesabını da ne hikmetse verememişlerdir. Ve de o karanlık perdeyi hüsranla kapatmışlardır…

Belki!

O karanlık perde aydınlatılmak üzere açıla bilir.(mi?) “Ya nasip”, bakliyeceğiz göreceğiz…

 

Sayın Menderes Türel’e oy vermeyenler, o gün kazandık diye sevinirken! Bugün; gelinen noktaya bakıldığında, asıl kaybedenin onlarla birlikte Antalya’nın olduğunu anlamışlardır…

Neyse…

“Geçti Bor’un Pazarı Sür Eşeğini Niğde’ ye” misali…

Önümüze bakalım…

Bakalım bakmasına da…

Sayın Türel; önüne değil de, çok uzun mesafelere bakmıyor, bu projelerle yıllara, çok uzun yıllara adeta meydan okuyor…

 

Geleceğin Antalya’sını şekillendirecek olan, Sayın Türel’in Antalya’yı çok mu çok sevdiğini hepimiz biliyor ve görüyoruz…

Hizmet özlemine gelince; kaybettiği beş yıl zarfında hiç mi hiç durmadı…

Çalıştı…

Çok çalıştı…

Çok, çok çalıştı…

Ankara’ya çağrıldı. En üst makamlara getirildi. Gece gündüz, uzak yakın, yağmur çamur demedi, Türkiye’yi adım, adım dolaştı…

 

Yetkisini, bilgisini, etkisin, en güzel şekilde değerlendirdi. Büyük ve geniş bir çevrenin parlayan ve aranan bir yıldızı oldu. Deneyimini, donanımını gücünü arttırarak çok daha iyi bir siyasetçi haline kendini getirdi. Ankara’nın o görkemli havası Antalya’ya olan aşkının önüne geçemedi.

O aşk yarım kalan projeleri tamamlamak, Antalya’yı dünyanın gözdesi yapmaktı…

Ne mutlu ona ve ne mutlu bize ki!

O zaman geldi…

O zemin oluştu…

Projeler hazırdı zaten…

Bir başladı…

Pir başladı…

Başladığı projeleri çabucak bitirdi. Bitirdiği projelerin büyüklüğü ve güzelliği Antalyalının beğenisini ve hizmetine sunuldu…

 

Her yerde…

Her alanda…

Ekip ruhu diye dillendirdiğimiz bu oluşum yorulmadı. Yeni ve daha büyük projelere yelken açtı…

Bu yelkenin durduğunu görmek imkânsız hale geldi…

Sonuç itibariyle;

Menderes Türel’i; Antalyalı çok iyi tanıdı ve güvendi…

Ankara’daki görevi esnasında yapmış olduğu başarılı çalışmalar sayesinde Türkiye’de onu tanıdı ve inandı…

Şimdide;

Expo sayesinde, Sayın Türeli dünya tanıyacak…

Yolun açık olsun…

 Allah Yar ve yardımcın olsun…

Sayın Başkanım…

 

Yalnız ben iyi bir gözlemciyim. Bu gözlemime dayanarak ve affınıza sığınarak bir konunun da altını çizmek istiyorum.

 

Bir ayak…

Flu bir ayak…

Aksayan bir ayak…

Kaşınan ve kaşıyan küçük bir ayak…

Gölgesini gizleyen sinsi bir ayak…

Ufacık ama virüs gibi çoğalıp gelişmesinden korktuğum bu ayağı da, en yakın zamanda bertaraf edeceğine de inanıyorum…

Nedir?

Bu aksayan ayak diye sorarsanız…

 Oda bende kalsın. Özeleştiri yapacak olan ben isem, zaman ve zemini tayın eder bir şekilde iletirim…

Ama o zaman, bu zaman değil!

O zaman, bu zaman değil! Diyip de, üzerini çizmenin de bir anlamı yok…

Nasıl olsa bir gün Sayın Türel’le karşılaşır ve hasbıhal ederiz…

 

Sadakatin…

Asaletin…

Adaletin…

Var olduğu yerde; hasbıhal mutlaka vardır…

Hasbıhalin olduğu yerde de; makam, mevki aralığı ve ayrıcalığı yoktur…

Onun içindir ki!

The Menderes Türel!


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık