• 04 Nisan 2017, Salı 10:00
CihatRamazan Gürbüz

Cihat Ramazan Gürbüz

O Tokatı, O An Vurmalıydım…

Kendi yaşam iklimimizi dengelemek ve şekillendirmek için;

Zaman…

Zaman…

 “Geçmişimizi muhakeme etmek” adına kendi iç dünyamızdaki olumsuz fırtınaları sevdiklerimizle paylaşmak yerine, zor olanı seçerek içimizdeki karanlığa hapsederiz…

 

Aradan yıllar geçse de hapsettiğimiz bu öfke bir nehir misali durmaksızın hep içimizi yakar. Birde güzelim bu nehre öfke aşılamışsak nehir asi ve bulanık akar…

 

Asi ve bulanık akan bu nehir; hayatınızın her devresinde de bir film şeridi gibi bize o anı hatırlatır ve hatırladığımız her anda istemesek de bizi farklı bir kimliğe büründürür ve kimyamızı bozar…

Tıpkı!

Yıllar önce benim kimyamın bozulduğu gibi…

 

Evet,

Düşünürken…

Anlatırken…

Yazarken…

Aradan yıllar geçmesine rağmen halen etkileniyorum…

------

Sakarya İlkokulu…

1. Sınıf dayım…

Zeki ama ders çalışmayan, tembelliği, yaramazlığı meslek edinmiş çelimsiz bir öğrenciydim. Ukalalık yoktu o zaman bende,  sonradan gelişti…

 

Öğretmenimi çok seviyordum…

Adı: Meral Erbay…

Fakat…

Tembel ve sevimsiz olduğum için o beni hiç sevmezdi…

Ve sevmediğini de her zaman hissettirirdi…

 

Neyse gelelim konumuza…

Güzel mi güzel bir gündü…

Sınıfta yerli malı haftası kutlaması yapacağız diye herkes çantasını çeşitli meyveler doldurarak okula gelmişti…

Öğretmenimiz değişiklik ve kaynaşma olsun diye, herkesi farklı sıralara ve farklı arkadaşlarla oturttu…

 

Benim yanıma da sevmeğim, tahammül edemediğim benden fazlaca iri (adını söylemek istemiyorum) bende dâhil herkesi döven, sümüklü ama çalışkan bir öğrenciyi oturttu…

 

Hoşnut olmasam da yapacak bir şey yoktu. Herkes gibi bizde kendi masamıza meyvelerimizi güzelce sergiledik…

Ama…

Benim özenle evden getirdiğim bir elmam vardı…

Hem büyük…

Hem de çok güzeldi…

Kırmızıydı…

Bu sümüklü çocuğun benim o elmaya gözünü diktiğini anladım. İşaret ettim “o elma benim” diye oda “evet” dercesine başını salladı. Ben de rahat bir nefes aldım…

 

Benim amacım, öğretmenimin bizim masaya geldiğinde o elmayı ona sunmak azda olsa onun gözüne girmekti. Öğretmenimin beni azda olsa sevmesini çok istiyordum…

Elmada; elmaydı yani…

Masamızda o elma çok net bir şekilde adeta konuşuyordu. Öğretmenin fark etmemesi imkânsızdı. Masamıza gelmesini heyecanla beklerken ben elmayı aldım güzelce mendilimle tekrar sildim. Evde de defalarca öğretmenime vereceğim diye yıkamıştım. Sümüklü çocuk; anlamlı, anlamlı sırıtmaya başlayınca, elmadan da gözünü ayırmayınca, garanti olsun diye alıp cebime koydum. Öğretmen nihayet geldi. Tırnak kontrolü için herkes elini masaya koyduğu sırada sümüklü; elmayı cebimden almasıyla ısırması, benim bittiğim andı. Hemen ayağa kalktım, yanımda duran ensesine vurmak için elimi kaldırdım büyük bir öfke ile vuracağım an!

Öğretmenimle göz göze geldik. Sert bakışları ile olayı bir an süzdü. Vuracağımı anladı. Suçlu pozisyonunda olduğum içinde “çık dışarı” dercesine kafasıyla işaret etti.  Bende çıktım. Uzun bir süre ağladım. Kimseye de bir şey anlatamadım. Anlatsam bile ne kadar anlarlardı ki!

 

 

Belki doğrusu o tokatı vurmamaktı…

Ama…

Bu yaşıma geldim halen rüyalarıma giriyor ne zaman bir elma yesem aklıma geliyor…

Bu yüzden diyorum ki!

Keşke, o tokatı vursaydım…

O tokatı hak etmişti…

Ama olmadı…

Benim için çok önemliydi o elma…

O günü hiç unutamadım, unutmayacağımda…

Kısacası anlatmak istediğim, önemsiz olan bazı şeyler hayatımızı o kadar derinden ekiliyor ki!

 

O tokatı vurmamakla belki doğrusunu yaptım…

Ama…

Keşke vursaydım…

Vursaydım. Bu olay,  bu kadar benim için önemli olmazdı…

 

Gelelim sonrasına…

O gün öğretmenim beni dışarı attığı için okulun bahçesinde hem ağladım hep planlar yaptım…

 

Son ders zili yaklaşınca;

Okulun bahçe kapısının önünde sümüklüyü bekledim…

 

Zaman geçmediği için biraz daha yakın olsun diye okulun kapısının yanında bekledim…

 

Yine olmadı…

Zaman geçmedi…

Bu defa sınıfımızın kapısının yanına gelerek beklemeye başladım. Öfke ve sabırsızlık doruktayken zil çaldı. Ve kapı açıldı.”

 

 

Ne olduğunu tahmin edersiniz artık…

O an…

O gün…

Her gün…

Okul bitene kadar ona bilendim. Onu dövdüm. Onun sayesinde kendimden iri birileriyle dövüşmesini öğrendim…

Ama Yetmedi…

O an, çok önemliydi…

O an, o tokatı vurmalıydım…

O an, vuramadığım için, hatırladığım her an benim beynimin her hücresine sanki o sümüklü vurmuş gibi oluyor…

Ben o an vuramadım…

Siz olsaydınız, o tokatı o an vurur muydunuz?

 

Öğretmene gelince;

Bir elmanın öğretmenin beğenisini kazanacak bir eylem olmadığını sonradan öğrendim.

Öğrendim öğrenmesine ama çok geç öğrendim.

Öğretmene kaybettim…

Sümüklüye kaybettim…

Ve sonunda kaybetmenin bir yaşam biçimi olduğunu yaşayarak öğrendim…

Ama o an o tokatı vursaydım tadı bir başka olurdu…

Olmadı…

Olmadı…

Olmadı…

Yıllar sonra bu sümüklüyle tesadüfen karşılaştık. Sarıldık, öpüştük ve bu olayı sordum “hatırlamıyorum” dedi…

Yıllarca kavga ettiğimizi hatırlıyor ama elma olayını hatırlamıyor…

Sonuç itibarıyla:

Bazıları için önemsiz olan şeyler, kimilerinin yaşam tarzını etkileyecek kadar önemli ola biliyor…


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


SON DAKİKA HABERLER

ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık