• 04 Nisan 2017, Salı 10:00
CihatRamazan Gürbüz

Cihat Ramazan Gürbüz

O Bir İstisna!

Sevgi; güzelliktir, yaşamdır…

Dalında gül, ağaçta meyvedir…
Her an tattığın, kokladığın, tarifi mümkün olmayan bir özlemdir…
En önemlisi de;

Yalansız ve riyasız bir nefestir…

Birde rengi ve kokusu olmayan çiçek gibi;  “yalan sevgi“ vardır. Karşılıklı menfaate dayalı, “Öküz öldü ortaklık bitti” misali…
 Farklı iki sevgi…

Bu günlerde “yalanların rüyasını” canlı olarak yaşadım…
Daha doğrusu yalanların kudreti, nelere kadirmiş onu anladım…
Bir destan gibi…
Ucu açık…
Yol kaygan…
Menzil sınırsız…
Sanırsın bir makineli tüfek…

Ne yazık ki!
Bu yalanları sallayan, benim az ve öz birlikte olmak zorunda kaldığım gazeteci arkadaşım…
Bu arkadaşım: Seri atışlarla şamar oğlana çevirdi beni…
Bir değil…
İki değil…
Üç değil…
Yalan, yalan, yalan…
Arkası önü hep yalan…
Birde, makam mevki sahibi bu “palavracı” arkadaşım…

Beceriksizliğini yalanla kapatan…
Yalancılığını umutlarla yutturan…
Yapma!
Etme!
Söyleme!
Dense de, umursamayan…
Yaşından…
Başından…
Aşından…
Utan!
Telkinlerine aldırmayan…

Yani kısacası:
Yalanların gücü adına:
 O bir efsane…
Adı: (“Bende saklı kalsın”) değil de “yalan” olsaydı…
Cuk otururdu…
Bana “yalan” hakkında bir tez hazırla deseler hiç zorluk çekmem “model ortada”
Bir gün değil, birkaç saat yanında kalmak tez’i tamamlamaktır…
Şaka gibi…
Ama…
Gerçek…
Ben bir direnişçiyim…
İyi bir direnişçiyim…
Ama yetmedi…
Direnemedim…
Arkadaşımın bunca yalanlarına…
Çare!
“Yok“ bulamadım…
Sonunda kabullendim…
Kabullendim kabullenmesine de, arkadaşım olunca yanında da bu günlerde biraz fazla durunca, istemeyerek de olsa, bende ona benzedim…
Olur mu?
Olur…
Korktuğum başıma geldi…
Ufak, ufak bende atmaya başladım…
Önce meraktan dedim…
Benim ki, “pembe yalanlar” diye kendimi kandırdım…
Ama olmadı…
Yalanın merakı, pembesi olmuyor…
Yalan yalandır…
Bir virüs gibi bünyemi sardı…
Dans gibi…
Sanki müzik eşliğinde yalanlarla dansı keşfettim…
Söylemim, eylemim tamamen değişti…
Millete yalan söylemek, anlamsız umutlar vermek, kısacası kandırmak, meğer “sevgi”nin diğer adıymış…
Ben yalan söyledikçe sevenim çoğaldı, etrafım kalabalıklaştı, övgüler tavan yaptı, herkes bana kurtarıcı gibi yanaştı…
“Niye yalan söyleyeyim” benimde gururumu okşamaya başladı…
“Avcı ne kadar av bilirse, Tilkide o kadar yol bilir”…
Ben avcıyı da, Tilkiyi de tek seferde es geçer oldum…
Kendi yalanlarıma bende inandım…
Ve sonunda;
Yalanın içinde yalanı da öğrenmiş oldun…
Ve…
Maymun gözünü açtı…
Ben arkadaşımın yalanları karşısında tahammül edemezken, o benim esirim oldu…
Bana yalan söylemeyi aşılayan, beynime bir mıh gibi yalanı çakan “Asker arkadaşım”  bile; bu aşamama şaşırdı kaldı…

Bazı şeyler söylenmez yaşanır ya!
Bende yaşadım…
Ve gördüm ki!
Yalanla örülen sevgi, gerçek sevgiden daha görkemli, ama değerli değil…
Çocukken bize “yalan söylemeyin” derdi büyüklerimiz. Bizler büyüdük, bizde çocuklara “yalan söylemeyin” dedik…
Ama…
Bu tecrübe bana şunu öğretti…
Yalanın sınırı ve yalancının yaşı, başı yokmuş…

Yalan söyleyenin:
 Aydınlığı şatafatlı ve kısa…
Vebali ve karanlığı ise çoktur…

Yalan sevgi karanlıktır. Işık yanınca biter…
Gerçek sevgi aydınlıktır. Karanlıkta bile…

Anlayana…
Benim ışığım yandı, yalanlarım bitti…
Ya sizin, ya da arkadaşlarınızın yalanları bitti mi?
Sizinkini bilmem ama benim arkadaşımın ışığı yandı, yandı, yandı ama yalanları bitmedi…
Bitmezde…
Çünkü!

O bir istisna!


 

 

 







 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık