• 04 Nisan 2017, Salı 10:00
CihatRamazan Gürbüz

Cihat Ramazan Gürbüz

“Aklı Kıt İnsanlar” Aramızda..!

“Yanar”

İnsanın…

İnsan olanın…

İçi  “yanar” ya, cayır, cayır…

Benimde içim öyle yanıyor bugünlerde!

Sadece “Kaos” yaratmak adına güzel vatanımızı yakıp yıkanlar, kahpece tuzak kurup askerimizi, polisimizi, vatandaşımızı şehit edenler bunlarla yetinmeyip okullarımıza da uyuşturucu belasını sarmaya da devam etmektedirler. Bu uyuşturucu baronları, simsarları bir bomba kadar etkili ve kalıcı olan bu zehri dağıtırken hedefledikleri amaç ülkenin geleceğini yakmaktır. Terörü yönlendirenlerin diğer ayağı uyuşturucu belasıdır. Bu belayı bize saranların görevi ise:

Ülkemizde yaşayan her bireyin veya toplumun zaafını öğrenmek kendi menfaatleri doğrultusunda olgunlaşmamış beyinleri şekillendirmek, biraz aklı kıt insanlarımızı da kullanıla bilir hale getirebilmektir.  Bu planın alt yapısını oluşturmak için de  bu aklı kıt insanlarımızın fikrini,  zikrini karıştırıp bulandırmak ve çatışma ortamında kullanıla bilir hale getirebilmektir. Bu hain planları görmemezlikten gelmek ve çatışma ortamının kime hizmet ettiğini bilmeden, öğrenmeden pravakatörlerin yönlendirmesiyle olaya bodoslama dalmak gibi bir aklı kıt kitlenin var olması, her bilinçli insan gibi beni de fazlasıyla üzüyor. Daha doğrusu benliğimizi yakıyor. Aslında bunlar zamana bırakılacak şeyler değil, hani derler ya “yılanın başını önceden ezmek gerekir” Artık çok geç yılan büyüdü ve çoğaldı. Ona göre önlem almalı…

Önlem alırken de özellikle okullarımızı unutmamalıyız…

Bu hain çarkın sözde akilleri, aklı kıt insanlarımızı kullanarak okullarımıza uyuşturucu servisi yaptırmaları asla affedilir bir davranış olmadığını biliyoruz. Biliyoruz bilmesine ama bilmekten öteye gidemiyoruz. Hep günah keçisi arıyoruz…

Dikkat!

Okullar açıldı.

Açıldı açılmasına ama beni yakan ve yıkan bir olay daha yaşandı. Daha doğrusu yaşadım.

Tam anlamıyla yandım ki! Yandım…

Bu yanık; ayak parmak uçlarımda başlayarak, saçlarımın her teline kadar ulaşan bir yanık…

Ve bu yanık beni hiç terk etmeyecek veya af etmeyecek bir yanık.

 

“Ateş düştüğü yeri yakar” derler ya…

İşte tam bu sözün merkezindeyim…

Bağırmadan, inlemeden kendi kendime kusursuzca depreşmekteyim…

 

Daha fazla sızlanmadan, sözü uzatmadan, olaya kısa bir giriş yapayım müsaadenizle; 

 Benim iş ve ev arası biraz uzak ve bir kısım alanı da tenha, fazlasıyla tenha…

Bu tenha yerde minibüs ve otobüs çalışmamaktadır. Bu yol üzerinde mağdur kalanlarda otostop yapmak zorundalar. Sarhoşlar,  ayyaşlara hariç diğer mahsur kalanları hep arabama alıyorum. Arabama aldığım veya almak istemediğim birileri içinde bu güne kadarda hiç pişmanlık duymadım. Bundan sonrada “pişman olmam” inşallah hep derdim.

Ama bu gün “pişman” oldum…

Arabama aldığım için değil, beceriksizliğim için pişman oldum…

Gelelim o güne.

Genç bir okullu…

Liseye yeni başlamış gibi…

Erkek…

Okul giysileri içerisinde ama kıyafetleri dağınık yüzü asık, kocamanda bir çantası var…

Durmam için gülümseyerek elini kaldırdı. Bende her zamanki gibi durdum. Nede olsa gençti.

Yanımdaki ön koltuğu işaret ederek “buyurun” dedim…

O da:

Ne hikmetse hızlı bir şekilde öne değil de arka koltuğa geçti…

Şaşırdım ama belli etmemeye çalıştım…

Dikiz aynasını onun oturuşuna göre ayarladım.  Güzelce süzmeye ve anlamaya çalıştım.

Kıyafeti saçı, başı dağınık ama yakışıklı ve de karizmatik…

 

Neyse:

Selamlaştık tanıştık…

Hoş beş den sonra sesinin titremesinden, mimiklerinin ifadesinde anladım ki!

Bu genç farklı…

Bir şeylerden kaçıyor değil de, bir çıkmazın içinde gibi, bende meraklı olduğum için kaba bir tabirle bunu deşmeyi düşündüm…

Ağzından kelime almak zordu…

Biraz sessiz kaldıktan sonra ortam yumuşasın diye;

Bu ne dağınıklık âşıkmışsın be oğlum! Gülerek dedim…

Oda ani bir bakış atarak hafifçe gülümsedi. Nereden anladın abi dedi.

Ve yavaş, yavaş dökülmeye başladı…

Neyse konu uzadı samimi bir havanın içine girdik…

Dikkatlice hareketlerine ve konuşmalarındaki çarpıklığa iyice bakınca, şüphelendim. Ani firen yaparak kenarda durdum. Korkunç yüzümü göstermek adına kaşlarımı çattım gözlerinin içine bakarak ve yüksek sesle: “sen bu yaşta utanmadan uyuşturucumu alıyorsun?” dedim…

Gözlerime baktı konuşmadı. Hafifçe sırıttı.

“Yalan söyleme, uyuşturucu aldığın her halinde belli” dedim yüzümdeki sert ifadeyi de bozmadım…

O ise:

Gayet rahat ve sessizce:

Sırıtmakla gülmek arasında bir bakış attı…

“Evet, günaydın” dedi.

Ben şaşırdım, afalladım…

“Nasıl yani”

Genç mi desem, çocuk mu desem bilemedim ama rahatlığı beni çok şaşırttı…

Uzunca bakıştıktan sonra…

Konuşmak denmez sanırım tartışmaya başladık.

Ben sordum o cevapladı…

O sordu ben cevapladım…

Yanlışlar içerisinde boğulan biri olmasına rağmen akıllıca cevaplar vermesi düşündürücü…

 

“Yaklaşık altı ay önce, sokak da ki bir arkadaş grubuyla tanışmasıyla ve onların ısrarıyla uyuşturucuya başlamış, babası yurt dışında olduğu için annesiyle kalıyormuş. Maddi bir sıkıntıları yokmuş. Bu illete başlamadan önce çalışkan ve düzenli bir öğrenci olduğu için Sınıfındaki bir kıza deli gibi aşık olmuş tabi ki kızda ona.  Ve birlikte avukat olmayı kararlaştırmışlar…

Ama!

Sevdiği kız uyuşturucu aldığını öğrenince bunu terk etmiş annesi de bu olaylar karşısında mücadele kabiliyetini yitirmiş adeta kudurmuş ve hastalanmış… Çok sevdiği annesinin hastalanmasına ve uzun süreli acı çekmesine dayanamamış ağrı kesici yerine uyuşturucu hapını acısı dinsin diye annesine ikram etmiş…

Acısı azalmış ama oda bu uyuşturucu çukuruna düşmüş oğlu sayesinde…

“Ben çok kötüyüm. Ben çok kötüyüm” Her cümlesinin başında ve sonunda “ben çok kötüyüm” demekten de usanmıyor…

Yani…

Pişman…

Yani…

Suçlu…

Ama gerçektende yaptığı çok kötü…

Sağlığı, ailesi, okulu, aşkı ve geleceği karanlığa gömülmüş.

İşin en kötüsü de, bu karanlıktan kurtuluşun olmadığına da inanmış…

Bende kendimden bahsettim. Yardım edebileceğimi vurguladım ve adını ve adresini sordum…

“Hayır, artık kimse bana yardım edemez” dedi.  Ve park halindeki arabamdan indi ve koştu. Arkasından bağırdım, çağırdım ama fayda etmedi.

Dondum kaldım…

Kafamı direksiyona koydum. Düşünmeye başladım…

Hava kararmaya başladı. Arabadan indim.

Biraz olduğum yerden volta attım.

“Yardım etmek istiyor musun?

Diye gelen sese doğru döndüm. Aynı kişi gözleri dolu ve ağlayarak “Yardım etmek istiyor musun?” yüksek sesle… Ben bir müddet sessiz kaldım. İsteksiz bir şekilde

Nasıl bir yardım yaklaş bakalım diye cevap verdim…

Bana değil beni bırakan kız arkadaşıma yardım edeceksin…

Bende “ona ne oldu”…

 

“Beni bırakamasın diye ona da vermiştim”…

Bende “yuh” yani…

“İnsan sevdiklerine bunu nasıl yapar”…

Oda ağlamaklı haliyle mahcup bir şekilde “bu illet insana her şeyi yaptırır”

Ve “bu zincir kırılmadığı sürece halkalar eklenmeye devam eder”…

Akıllıca konuştu ben dinledim…

Sonra tekrar karanlığa karışıp gitti…

Giderken de kız arkadaşımı kurtarın o yeni başladı diye seslendi…

Ben tekrar gelir diye bekledim ama gelmedi…

Ne isim nede adres bıraktı…

Akıllıydı bu genç. Belikli bir anlık zaafı kurban olmuş. Demek ki bu illet adres tanımıyor yakaladığı her bireyin aklına benliğine çıkmamak üzere giriyor. Ve bu gencin söylediği gibi bu zinciri kıramasan her gecen gün halkalar eklenmeye devam edecektir…

Kıralım kırmasına bu zinciri de ama nasıl?

Anlaşılan o ki!

Ulusal ve uluslar arası terör örgütleri “kaos” çıkarmak adına askerimizi, polisimizi, vatandaşlarımızı şehit etmekle yetinmiyor. Okumak için giden günahsız çocuklarımızı yani geleceğimizin mimarlarını da, planlı programlı bir şekilde zehirliyor.

Ben veya bizler birlikte hareket etmediğimiz sürece düşmanlarımız bizi “kalleşçe” içten yıkarak kendilerine göre şekillendirecektir. Tıpkı tarihimizde olduğu gibi…

Fakat!

Birbirimizi kardeş bilip, birbirimize kenetlenip bu “kalleşlere” duvar olursak, kimse önümüzde duramaz… Yine tarihimizde olduğu gibi…

Yani, başarılarla dolu tarihimizi okursak, anlarsak, kendimize inanırsak bu tür düşmanların kökünü nasıl kazıdığımızı da görürüz ve gardımızı da ona göre alırız…

Aklı kıt insanlardan olmayalım, olanları da uyaralım…

Lütfen!

Aklı kıt insanlar aramızda…

Mahalleye, sokağa, okula ve olaylara iyi bakarsanız aklı kıt insanların ne kadar yakınınızda olduğunu da görürsünüz…

 

 

 

 

 

 

 

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık