• 04 Nisan 2017, Salı 10:00
AliTongülüs

Ali Tongülüs

Sözüm gazetecilerin hepsine değil ..

Gazeteciler, “siyasetçiliğe-tüccarlığa” soyundular ve “siyasi partileri dizayn etmeye” başladılar..

En iyi cumhurbaşkanı, gazeteciler..

En iyi Başbakan, gazeteciler..

En iyi Bakan, milletvekili, belediye başkanı, belediye meclis üyesi, hatta müsteşar, genel müdür, daire başkanı, en iyi yönetici yine “gazeteciler”..

“Haberci, yorumcu, uyarıcı, uyandırıcı, bilgilendirici” olmak yetmiyor artık onlara..

Çünkü..

Gözbebekleri ya euro ya da dolar işareti haline gelmiş durumda..

İnanılmaz bir “ihtiras”la “para babaları” ne derse onu yapıyorlar..

Sözüm gazetecilerin hepsine değil, “gazetecilik” konusunda mangalda kül bırakmayanlara..

Bu ülkenin Cumhurbaşkanı’na, Başbakan’ına (her gün) canlarının istediği gibi “hakaretler” yağdırıp, mahkemelik olunca da, “bakın, basını susturmaya çalışıyorlar” diye feryat edenlere..

Araştırmacı yazar Yılmaz Dikbaş’ın şu tespitlerine dikkat edin..

Bizi bize çok iyi anlatmış..

SAHTE ATATÜRKÇÜLER “ŞOV” YAPIYOR – 2

1 Eylül 2015 Salı günkü Sözcü gazetesindeki köşesi “boş” yani yazısız çıkan Bekir Coşkun, 2 Eylül 2015 Çarşamba günü yazısını yazdı, köşesi “boş” çıkmadı!

Bu yazısında, bir gün önce köşesinin neden “boş” çıkmış olduğunu anlatıyor ve şunları söylüyordu:

“Dün köşelerimiz boştu…

Yazarak anlatamadık, yazmayarak anlatmayı denedik…

Bizler mahkeme kapılarında sürünüyoruz…

Belki korkuyoruz ama korkuya esir olmuyoruz…

Benim, sorumluluk duygusu olan, toplumdan utanan, başını asla eğmeyen, ülkesine borcu olduğunu düşünen yürekli arkadaşlarım var…

Ve bizler bunun faturasını; itilerek, kakılarak, mahkeme kapılarında sürünerek, yüreğimize taş basarak, ama asla vazgeçmeyerek öderiz…”

Değerli Dostlar,

Eğer bir yazar; sağlam belgelere, kanıtlara ve tanıklara dayanarak halkını aydınlatan önemli yazılar yazmışsa, kimden ve niçin korkar?

Her şeyin bir bedeli var.

Dosdoğru, sapasağlam yazılar yazmış bir yazar da gün gelir yazılarından rahatsız olan kişilerce mahkemeye verilebilir.

Peki, böyle bir durumda, onurlu bir yazar oturup ağlar mı, sızlanıp mızlanır mı, yoksa dik durup özgüvenle mahkemeye gidip şikâyetçilerle yüzleşir mi?

Yargı önünde hesaplaşmak neden “mahkeme kapılarında sürünmek” olsun?

Hem “Atatürkçü” olduğunu söyleyeceksin, hem de yazdıklarından dolayı mahkemeye verildiğinde korkacaksın, okurlarının huzurunda ağlayıp sızlanacaksın!

Peki, “Atatürkçü” Bekir Coşkun mahkemeye verilince neden korkmuş?

Niçin ağlayıp sızlanıyor, yüreğe taş basma edebiyatı yaparak yardım dileniyor?

Bu sorunun cevabı ancak şu olabilir:

“Eğer bir yazar, birilerine güvenerek; Cumhurbaşkanı, Başbakan, Hükümet ve karşı olduğu siyasi parti yöneticilerine hiçbir kanıta, hiçbir belgeye, hiçbir tanığa dayanmadan küfür ve hakaret içeren yazılar yazmışsa, mahkemeye verildiğinde korkar!”

YOK BİRBİRLERİNDEN FARKLARI

Sayın Dikbaş’a verdiği bu “gazetecilik dersi” nedeniyle binlerce kez teşekkür ederim..

Evet, haklı..

Gazeteci, “hiçbir kanıta, hiçbir belgeye, hiçbir tanığa dayanmadan küfür ve hakaret içeren yazılar yazmamalı”dır..

“Hiçbir kanıta, hiçbir belgeye, hiçbir tanığa dayanmadan küfür ve hakaret içeren yazılar” yazdıysa, bu kişiler zaten gazeteci değildir artık..

Olsa olsa, piyondur, maşadır..

Ve yazdıklarının sonuçlarına (ağlamadan-sızlanmadan) katlanmalıdır..

Hakaret edilen-iftiraya uğrayan kişiler hakkını arıyorsa, bu “basını susturmak” anlamına mı gelir?

Ben de eski bir gazeteciyim ve yıllardır köşe yazıyorum..

Yeri geldi ben de beğenmediğim, kabul etmediğim fikirleri eleştirdim, ama asla hakaret edecek, aşağılayacak ifadeler kullanmadım..

Ertuğrul Özkök, Emin Çölaşan, Uğur Dündar, Ahmet Hakan, hatta Yılmaz Özdil..

Hepsi aynı geminin yolcuları ve “yok birbirlerinden farkları”..

Bunların yazılarının “gazetecilik” sınırlarıyla ilişkilendirilmesi ve bunun bir ifade özgürlüğü olduğunun iddia edilmesi mümkün değil..

 “Haberci, yorumcu, uyarıcı, uyandırıcı, bilgilendirici” olmak yetmiyor artık onlara..

Çünkü..

İnanılmaz bir “ihtiras”la “küresel güçler” ne derse onu yapıyorlar..

Küresel güçler, “Türkiye’ye huzur vermeyin, karıştırın” diyor, onlar da bu emrin gereğini yapıyorlar, o kadar..

Genç meslektaşlarım birilerini kendilerine örnek alırken..

Bu ülkenin insanları da, birilerini okurken..

Bu tür “gazeteci”lere dikkat etsinler..

Sanırım hiçkimse, “yanılmak, yanlışın peşinden gitmek” istemez..


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık