• 04 Nisan 2017, Salı 10:00
AliTongülüs

Ali Tongülüs

Kılıçdaroğlu beni hiç şaşırtmadı..

HDP’li milletvekillerinin gözaltına alınması ve tutuklanmasının hemen ardından..

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “onlara” sahip çıkması, beni hiç şaşırtmadı..

Daha önce FETÖ’cülere sahip çıkan birinin, FETÖ’nün işbirlikçisi PKK’nın siyasi temsilcilerine sahip çıkması kadar doğal bir şey olabilir mi?

Kılıçdaroğlu’na kimse kızmayacak..

Adam her platformda, “ben buyum kardeşim, işinize gelirse” diye haykırıyor adeta..

Ama..

CHP’liler (aklı başında olanları ayrı tutuyorum) hala bu adamın peşinden gidiyor..

İşte asıl bunlara kızmak gerek..

DEMOKRASİ Mİ TERÖR MÜ?

Ne diyor Kılıçdaroğlu:

“Terörle mücadelenin akıl ve mantıkla yapılması lazım, yasaların ve hukukun çiğnendiği yerde halkın direnme özgürlüğü vardır..”

Buna ilk cevap Başbakan Binali Yıldırım’dan geldi..

O da dedi ki:

“Ey Kılıçdaroğlu; demokrasiye elbette sahip çıkacağız, ama demokrasiye sahip çıkmak, teröre sahip çıkmamakla olur.."

CHP’lilerin bir türlü kafalarının basmadığı şey; işte bu, “teröre destek olmadan demokrasiye sahip çıkma” olgusu..

Bu noktada, Kılıçdaroğlu’nun o “toplumun direnme hakkı vardır” sözüne bir cevap vermek istiyorum..

Çünkü..

Çok anlamlı, ama aynı zamanda kışkırtıcı bir söz bu..

Bunu açıklığa kavuşturursak, millet kime kulak vermesi gerektiğini daha iyi anlayacaktır..

“DİRENME HAKKI” NEDİR

Evet, “her toplumun direnme hakkı” elbette vardır..

İyi de..

Bu “direnme hakkı” nedir ve hangi koşullarda uygulanabilir, hiç düşündünüz mü?

Gelin bu işin köküne inelim biraz..

Kılıçdaroğlu’nun (daha önce de Selahattin Demirtaş’ın) “halkı direnmeye çağırması” konusunun “hukuk felsefesi” açısından değerlendirilmesini gerekiyor..

“Direnme hakkı” kavramının geçmişi İngiliz filozof/yazar John Locke‘a (1632-1704)  kadar uzanıyor.. 

Locke, “Hükümet Üzerine” adlı yapıtında,  “kuvvetler ayrılığı” ilkesini önemli buluyor..

Bozulan kuvvetler ayrılığı neticesinde, bütün kuvvetler (yasama-yürütme-yargı) eğer tek bir güçte (özellikle de yürütmede) birleşecek olursa, “yönetimlerin bozulması” denen süreç yaşanmaya başlar..

Böyle bir durumda da, “halk buna karşı bir direnme hakkına sahip olur”..

Locke direnme hakkını, “halkın yönetime karşı çıkarak, onu değiştirme ve yerine yenisini getirme yönündeki eylemini” olarak ifade ediyor..

Ama, halkın bu eylemi “şiddet kullanarak” gerçekleştirmesini onaylamıyor.. 

“Eylemin, halkın haklı isteklerini, iktidar sahiplerinin keyfi yönetiminin karşısında direnerek, iktidarın bu tarz yönetime geçmeden önceki meşru durumuna dönmesini sağlamayı amaçlaması gerekir” diyor..

Bir başka deyişle..

Direnme hakkının, “vurma-kırma-yakma-yıkma-yaralama-öldürme hakkı” olarak değil, “uzlaşma hakkı ve aracı” olarak anlaşılması ve uygulanması gerekiyor..

TEMEL İNSANLIK HAKKI

Özetle, denilebilir ki..

Eğer bir ülkede yönetim hukuk devleti, laiklik gibi ilkeleri ortadan kaldıran, insan haklarını çiğneyen uygulamalara başlamışsa.. 

Bu durumda toplumların, o yönetimin haksız uygulamalarına karşı, “şiddet içermeyen, sivil itaatsizlik/pasif direniş” şeklinde kalan yöntemlerle “o yönetime karşı koyma hakkı” vardır..

Bu hak, temel bir insan hakkıdır..

Bu tarif ışığında hemen ülkemize dönelim..

Gezi olaylarını, “şiddet içermeyen, sivil itaatsizlik/pasif direniş” olarak görebilir misiniz?

Ya 6-8 Ekim olaylarını?

Hatırlayın, HDP Merkez Yürütme Kurulu ve HDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş "sokağa çıkın" çağrısı yaparak, halkı “direnme hakkını kullanmaya” çağırmıştı..

Bunun üzerine terör örgütü PKK/PYD yandaşlarının “şiddet içeren” tutumları nedeniyle, 35 ilimizde kan gövdeyi götürmüş, onlarca kişi ölmüştü..

Bu olayları da, “şiddet içermeyen, sivil itaatsizlik/pasif direniş” olarak görebilir misiniz?

Diğerlerini saymıyorum artık..

SİZ NELER HİSSETTİNİZ?

Şimdi, HDP’lilerin gözaltı/tutuklama olaylarına tepki gösteren Kılıçdaroğlu’nun sözlerini bir daha hatırlayalım:

“Terörle mücadelenin akıl ve mantıkla yapılması lazım, yasaların ve hukukun çiğnendiği yerde halkın direnme özgürlüğü vardır..”

Bu sözleri dinlerken, adeta Selahattin Demirtaş’ı dinler gibi oldum..

Ve “Atatürk’ün partisinde Atatürk’ün koltuğunda oturan adamın bu direnme çağrısı” içimi ürpertti..

Peki, siz neler hissettiniz?


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık