• 04 Nisan 2017, Salı 10:00
AliTongülüs

Ali Tongülüs

Hangi takım (pardon parti) kazanır?

Seçimlere kadar “gazetecilerin” yoğun bir yazı ve haber bombardımanına tutulacaksınız..

Birileri iktidarı tutacak, birileri de muhalefeti..

Siz her iki tarafın da yazı ya da yorumlarını okuyup, “vay anasına” diyeceğiniz birçok “BİLGİ” ile karşılaşacaksınız..

Ve “tuttuğunuz takımın” (pardon partinin) doğrultusuna göre de bu haberlere inanacak ya da inanmayacaksınız..

Çünkü “doğru” sizi pek ilgilendirmiyor..

Siyasi parti yöneticileri ile gazetecilerin büyük bir çoğunluğu bunu bildikleri için, “sizlerle canlarının istediği gibi oynayacaklar”..

Zaten oynuyorlar..

Bugün sizi bir gazeteci olarak, “gazeteler ve gazeteciler” konusunda uyarmak istiyorum..

Özal’lı yıllarda “Semra Özal’ın prensi” olarak tanınan, Tercüman Gazetesi’nde uzun yıllar birlikte çalıştığım Vehbi Dinçcan ile “Doğrucu Davut” olarak gösterilen Star yazarı Ahmet Kekeç’in mesleğe ve meslektaşlarına bakış açılarından iki örnek vereceğim..

Okuyun, iyi düşünün, doğruları araştırın-doğrulara ulaşın..

Ve kimlere inanmanız gerektiğini anlayın..

Seçimde de “doğru” karar verin..

Vehbi Dinçcan diyor ki:

GAZETECİLİK BİTEN SON SENFONİ GİBİ..

 

Gazetecilik yerlerde biliyor musunuz?

Gazetecilikte bir ruh vardı..

Amaç o gazeteciliğin heyecanını yaşamaktı..

Para bizim için hep ikinci planda kalıyordu..

Yıllarca üç kuruşa eşşekler gibi çalışır, sadece basın kartı almak için iflahımız gerilirdi..

Şimdi öyle mi artık?

Sadece oturduğu yerden yalan yanlış haberlerle yapılan bir gazetecilik..

İnsanları aşağılayan bir habercilik..

El ucu ile yapılan, birbirinden haberi olmayan çalışanların ve ne yazık ki bayat haberleri yeni habermiş gibi verenlerin hükümdarlığında yapılan gazetecilik var artık..

Nefretim öyle büyüdü ki...

O ilk günkü yaşadığım heyecanımı bugün hala yaşıyorum ve bu mesleği yapmaya özen gösteriyorum..

Parası için bu işi yapıyorsam namerdim..

Öyle deve yüküyle para alanları da biliyoruz ve alt tarafına bile sallamadan gazeteciyim diyerek ahkam kesiyorlar bi de..

Mesleğimize darbe ne kadar devam edecek?

Merak ederim hep; bu gazeteci dernekleri ezilen, yutulan, mezara konmaya aday gazetecilerin haklarını ne zaman korumak için ayaklanacaklar?

Yazık, gazetecilik –adeta- biten bir son senfoni gibi..

Ahmet Kekeç diyor ki:

O ‘KARAKTER’İN İSMİ CAN DÜNDAR

 

Kaç yıldır mesleğin içindeyim..

Yüzlerce, binlerce insan tanıdım..

Karakterlerin ve kişiliklerin nasıl kırıldığına şahit oldum..

Nasıl bir ülkede yaşadığımı, kırılganlıkların hangi koşullarda ortaya çıktığını bildiğim için de, hiçbir şeye şaşırmadım..

Evet, artık hiçbir şey şaşırtmıyor beni ve “insani” olan her tutumun, her kırılmanın, her dönüşümün kendi içinde tolere edilebileceğini, tolere edilmesi gerektiğini düşünüyorum..

Fakat böylesini görmedim..

En ağır sözcüklerle mukabeleyi hak eden bir “karakter”le karşı karşıya bulunduğumuz gerçeğine rağmen, ilk elde aklıma gelen ağır sıfatlandırmaları bir kenara koyuyorum..

Bir “insan”dan değil, bir “karakter”den söz ediyoruz çünkü..

Bu “karakter”in ismi Can Dündar..

İçli, bizi duyarlıklardan duyarlıklara sürükleyen buğulu ses tonuyla dünyamızda yer edinmiş bu “karakter”in içinde, türü belirsiz bir “varlık” gizliymiş meğer..

İnsan, “yalancılığı” tescil edildiğinde utanır, üzülür, ne bileyim durumu toparlamaya çalışır..

Bu “karakter”in pervası yok, utanması da yok..

Herhangi bir hassa geliştirmiyor..

“Yalan söyledim, özür dilerim” demiyor..

Bir vakitler (yakın bir zamanda yani), 12 Eylül’deki “faşizan” rejime karşı yazılar yazdığı, haberler yaptığı ödüller aldığını söylemişti..

Hangi haberi için hangi ödülü aldığını sormuştum..

Çünkü gözümüze baka baka yalan söylüyordu..

12 Eylül’ün faşizan rejimi hüküm sürerken, ortalıkta “Can Dündar” diye bir gazeteci yoktu..

Sonradan aldığı ödüllerin de (bir kısmı liselerin verdiği kıytırık ödüllerdi) konuyla ilgisi yoktu..

Bunu hatırlatıp, hiç değilse düzeltme yapması, yalan yazdığı için kamuoyundan özür dilemesi gerektiğini söyledim..

Can Dündar ne yaptı, biliyor musunuz?

“Yalancılığını” tescilleyen yazımı blogunda yayınladı..

Demek ki reklâmın iyisi kötüsü yokmuş..

İşte “gazeteler ve gazeteciler”in durumunu anlatan iki örnek..

Nihayetinde haberler ve yorumlardan etkileneceksiniz..

Bu örneklerden yola çıkın..

Kime inanacağınız konusunda karar sizin..


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık
UA-9420185-1