• 07 Mayıs 2019, Salı 14:55
AliTongülüs

Ali Tongülüs

Devletin “kendini koruma” refleksi..

Şimdilik İstanbul’u bir kenara bırakıyorum..

Biliyorsunuz;

Ak Parti önemli Büyükşehir’lerdeki belediye başkanlıklarını kaybedince fırsatçılar, “halk artık bu hükümete güvenmiyor, hemen istifa etmeli” türünde propagandaya başladı..

31 Mart’ta yapılan seçim “yerel yöneticileri belirleme seçimi”dir..

Ama, bu seçim “genel seçim havası”na sokularak milletin kafası karıştırıldı..

KORUMA REFLEKSİ

Aslında yapılan bu propaganda tamamen “devleti hedef alan” bir çalışmaydı..

“Başkanlık sistemi bitsin, dolayısıyla Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da gitsin” harekatıydı..

Ve seçimden sonraki gelişmeler gösterdi ki;

“Devleti hedef alanlar” oy hileleri ile ülkede bir kaos yaratma, hatta milleti taraflaştırarak ve gerginleştirerek bir “iç çatışma” peşindeydi..

Nitekim, özellikle CHP’li ve İP’li yöneticiler YSK’yı hedef alarak, “sizi Kızılay’da yürütmezler” türünden kışkırtmalarla sürekli olarak ortamı gerdiler..

Ama, unuttukları bir şey vardı, “devletin kendini koruma refleksi”..

Şu anda Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni yönetenler, sık sık dile getirdikleri “beka” sorununu çözmek için, “devleti var eden” güçleri sonuna kadar kullanmak zorunda oldukların biliyorlardı..

17–25 Aralık olayları, 7 Şubat MİT krizi, Gezi Parkı olayları, 15 Temmuz darbe girişimleri milletin büyük bölümünün desteği ve devlet refleksi sayesinde önlenmişti..

31 Mart seçimleri de farklı bir darbe girişimiydi, artık bunu detaylarıyla biliyorsunuz..

Amaçları;

1- Büyükşehir ve önemli ilçeleri belediyelerini alıp buralarda kadrolaşarak, “daha önce devlette yaptıkları” gibi bir “paralel yönetim” oluşturmak..

2- Ardından da, vatandaşa yapacakları ve yapmayacakları hizmetlerle hükümete (devlete) güveni yok ederek ve böylece hükümeti itibarsızlaştırarak bir sonraki seçimde kaybetmelerini sağlamak..

Peki, benim görebildiğim bu durumu devleti yönetenlerin görmüyor mudur sizce?

İşte bunu gördükleri için, “devleti ve milleti korumak için yapmaları gerekeni” yapıyorlar..

Nedir bu yaptıkları?

Örneğin; özellikle Büyükşehir belediyelerinde “paralel yapılanma”yı önlemek için belediyelerin bütün para ve kadro hareketlerini İçişleri Bakanlığı denetimine almak..

Böyle bir şey mümkün mü?

Elbette mümkün..

TBMM devlette bir “beka” sorunu görürse (ki var), bu denetim mekanizmasını sağlayacak bir yasa çıkarabilir..

Ya da, “yerel yönetimlerden sorumlu bir Bakanlık” kurulur, yine yasayla belediyelerin denetimi bu Bakanlığa verilebilir..

Yani; “hukuki yollar”dan gidilerek, “özerk belediye” isteyip de buralarda paralel bir yapı oluşmasını arzulayanların amaçlarına ulaşmalarına engel olunabilir..

YİNE YENİ BİR ALGI

Peki, böyle bir “denetim mekanizması” getirilirse, belediye hizmetleri aksar mı ya da gecikir mi?

Hayır, asla aksamaz ve gecikmez..

Aksine;

1- Belediye başkanlarının iki dudağının arasında olan ve bu nedenle vatandaşın şikayet ettiği “keyfi harcama ya da personel kıyımı” sona erer..

2- “Kıyak ihaleler” konusundaki şikayetler minimuma iner..

3- Belediye başkanları personelle ve ihaleyle uğraşmak yerine vaktini “proje üretmek” ve yapılan işleri yerinde denetlemek için harcar, bu da vatandaşa yarar..

Eminim; bu tür bir gelişmeyi “devletimize göz dikenler” çok önceden hesap etmişlerdir..

Nitekim; Yüksek Seçim Kurulu önceki gün “İstanbul seçimleri” için toplandığı saatlerde sosyal medyada şöyle bir paylaşım dönmeye başladı:

“Hadi gözünüz aydın. Büyük Belediye Başkanlığı diye bir bakanlık kuruldu ve bağlı bulunduğu bakanlık ise İçişleri Bakanlığı.. İstanbul'u vermeyecekler demiştim ya.. Sadece İstanbul’a değil, bütün belediyelere el koydular.. Belediye başkanları, bildiğiniz bir kurum içindeki memurdan farksız olacak..”

Gördüğünüz gibi..

“Devletin kendini koruması için harekete geçme” ihtimalini ortadan kaldırabilmek için, “belediye başkanları hükümetin kuklası olacak” algısı yaratmaya çalışıyorlar..

Bu algının sonucunda ne olabilir?

“Devletin denetimi altına girmek istemeyen” belediye başkanları işi siyasete döker, “halkın iradesinin bu hükümet tarafından hiçe sayıldığı” yönünde propagandalar yaparak halkı sokağa çağırabilir..

Halk bu algıya ve çağrıya kanar mı?

İşte orası meçhul, bunu da zaman gösterir, ama “risk”tir..

NİYE Mİ YAZDIM?

Bu gelişmeleri ve ihtimalleri niye mi anlattım?

“Algı”lara ve kışkırtmalara kanmayın, “bu devlete ve millete sahip çıkanlara siz de sahip çıkın” diye anlattım..

Yaşayacak başka bir Türkiye’miz yok, bunu iyice anlayın artık diye yazdım..

Ötesi size kalıyor artık..


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık
UA-9420185-1 google-site-verification: google03750594e72e0af5.html