Önce sinema, hep sinema

Lise yıllarında edebiyata meraklıydı. Lise sonrası girdiği üniversite sınavları sonrasında Dicle üniversitesi Tarih bölümünü kazandı.

Önce sinema, hep sinema

Aklı hep sinema ve beyazcamdaydı. Sinema ve yönetmenlik sevgisi öyle bir ağır bastı ki Dicle üniversitesi son sınıftan ayrıldı ve Anadolu Üniversitesi Sinema ve TV bölümünü kazanarak istediği bölümde eğitim almayı sürdürdü. Hayatını ise ‘Masumuyet’ film ve onun yönetmeni Zeki Demirkubuz değiştirdi. Şimdi ‘Mor yapım’ın en çalışkan elemanı

Hayatınıza yön vermenizi sağlayan önemli yaşam dönemeçleri vardır. Ya anneniz ya babanız ya da aile büyüğünüz sizin geleceğinizi belirleyen etki ve tepkilerde bulunur. Onların anlattıkları doğrudur ve hayat tecrübesine güvenerek yola çıkarsınız. Ancak bir zaman sonra istediğiniz kulvarda olmadığınızı fark edersiniz . İşte bu farkındalık yeniden bir yaşamın başlamasına atılan ilk adım olur. Kimim ? Ne olacağım ? Nereye gidiyorum ? Hedeflerim ve Ben ?....

Sorular sorular sorular. Kabus gibi geçen bu ikilem içindeki günler. Sonra bir bakarsınız ki artık karar verme vakti geldi. Nerede olursanız olun. İster uçurum kenarında isterseniz okuduğunuz üniversitenin son sınıfında. Eğer ki bir şeyler gönlünüze göre ve yaşam değer yargınıza göre değilse işte o zaman ne anne, ne baba ne de aile büyüğünün yıllar önce doğru diye adlandırdığı şeyleri bir anda silip atabiliyorsunuz. İşte onlardan bir tanesi Sidar Serdar Karakaş. Sidar Dicle Üniversitesi Tarih bölümü son sınıf öğrencisiyken Anadolu üniversitesi Sinema ve Tv bölümünü kazanarak yeni bir başlangıcın altına imza attı. Sidar Şimdi Antalya’nın en ünlü yapım şirkesi ‘Mor’ yapımda geleceğin sinema yönetmenliği eğitimi ve çalışmalarını yürütüyor. Altın Portakal’ın jenerik çekimleri başta olmak üzere bir çok otel ve tatil beldelerinin tanıtım filmlerini çeken başarılı kadronun içinde yer alıyor. O şimdi uzayan okul günlerine bir son verip bir an önce sinema da hayatına yön veren usta yönetmen ve yapımcı Zeki Demirkubuz ile aynı kulvarlarda olma heyecanına koşar adım yürüyor…

Sidar pek duyduğumuz isimlerden değil. Anlamı nedir ?
-Sidar Farsça bir isim. Sözlük anlamı ise ‘Ağaç Gölgesi’ anlamına geliyor.

Babanız ‘da sinemayla ilgilimiydi ?
-Pek değil. Yani bizim ailede sinemayla ilgilenen kimse yok. Ben tarih okudum. Babam ise öğretmendi. Üniversiteye çok çabuk koştuğumu düşünüyorum. Babamın okuduğu kitapları heyecanla okuyabilmek için koşar adım bir çok ders ve konuları aştım.


Zeki Demirkubuz ile tanışman ve aynı zamanda onun yönetmenliğini yaptığı ‘Masumiyet’ filmi sende çok büyük etki yaratmış. Nedir bu etki konusu. Tarih bölümü son sınıf öğrencisiyken nasıl böylesine bir karar alıp okulundan ayrılabildin ?
-Edebiyat ve tiyatroya sinemadan daha fazla ilgi duyuyordum aslında. Dicle Üniversitesinde Tarih okuyordum o dönem. Üçüncü sınıftaydım. Birgün tesadüfen Zeki Demirkubuz’un Masumiyet ve İtiraf filmleri geçti elime. Uzun bir süre beklettim o iki filmi izlemek için. Özellikle masumiyet filmini izledikten sonra uzun bir süre kendime gelemedim. Hem film çok güçlüydü hem de bu ülkede tüm imkansızlıklara rağmen eğer istenirse iyi filmlerin yapılabileceğini gördüm. Benim de anlatmak istediğim birçok şey vardı ve bunu sinemayla yapabilirdim. Çok düşünmedim bile sinema eğitimi almak için okulu bırakmaya karar verdim ve bıraktım.

Peki Zeki Demirkubuz ile hiç karşılaştın mı ?
-Evet Ankara’da. Kızılay meydanında. Sadece 200 metre yürüyüp onunla tanışma o kısa anda bir çok şeyi paylaşma fırsatı buldum. Yani benim için ‘İdol’ bir insan ile yan yana yürüdüm. Bu tarif edilemeyecek büyüklükte bir duygu.

Günün birinde usta ile yan yana gelmeyi düşünüyor musun ?
-Elbette. Sinema ve tv deki kararlılığım her geçen gün artarak devam ediyor. Günün birinde benim hayatımı değiştiren usta yönetmen Zeki Demirkubuz ile belki de ortak bir projede yan yana film setinde olabiliriz. Ama benim asıl hedefim sinemada iyi bir yere gelebilmek.

Peki Antalya bunun için müsait mi ?
-Antalya’da Mor yapımda görev yapıyorum. Oldukça çok fazla iş oluyor. Çekimler, senaryolar, çekimler ve detaylar. Öyle çok konuya dokunuyorsunuz ki artık burada ki bilgi ve birikiminiz sizi istediğiniz hedeflere ulaştıracaktır. Biraz da şans ve fırsatların yaratılmasıyla alakalı bir konu bu tabiki. Antalya da pek görünen bilinen bir konu olmasa da bu önemli bir sektör. Sinema ve tv de ki çalışmalarınızın karşılığını bir anda alamazsınız. Bunun için biraz zamana ihtiyacınız var. Eğer ki bir fırsat çıkmış ve bu fırsatı iyi değerlendirirseniz zaten sizi herkes fark eder ve birlikte olmak için davetler gönderir.

Sinema akımları ve sinemaya bakışınız ?
-Politik filmleri, sosyal mesaj vermeye çalışan filmleri sevmem mesela. Bireyi anlatan, insanların vahşi, saplantılı yanlarına eğilen filmleri hoşuma gider. Genel olarak sinemayı belli bir bakış açısıyla yapan yönetmenlere de çok uzağım. Sinemada akımlar diyince yüzüm ekşir. Her ne kadar doğuşu absürt olsa da dogma 95 akımıyla çekilmiş filmleri seviyorum. Şuna inanıyorum,” bir filmi oluştururken bunu en iyi nasıl anlatabilirim’ diye karar vermeli yönetmen. Öyle bir öykü vardır ki eliniz de hem gerçekçi hem klasik hem modern hatta postmodern dili aynı anda kullanmanız gerekir. Ed Harris’ın Pollock filminde genel olarak klasik bir dil var ama filmin sonlarına doğru Pollock eşinden gelen ayrılık mektubunu okurken ki sahne modern tarzda bir kamera hareketiyle çekilmişti ve Pollock’un o an neler hissettiğini seyirciye çok iyi yansıttığını düşünüyorum. Zaten filmde aklımda kalan tek sahneydi o.

Beğendiğin yönetmenler ve sinemacılar?
-Ben daha çok Türk sinemasına ilgi duyuyorum. Yerel olmadan evrensel olunamayacağını düşünüyorum. Metin Erksan, Zeki Demirkubuz, son zamanlarda Cemal Şan ve Semih Kaplanoğlu takip ettiğim izlemekten zevk aldığım yönetmenler. Dünya sinemasında kieslowsky, Wong Kar Wai, Bahman Ghobadi ilk aklıma gelen isimler.

Etkisi altında kaldığın filmler?
-Unutamadığım filmler değil de ezberlediğim filmler var. Masumiyet, Closer, 12 Angry Men, İn The Mood For Love, Sevmek Zamanı izlemekten bıkmadığım, sürekli izlediğim filmler.

Türk sineması hakkında neler düşünüyorsun?
-Ben bir silkiniş olduğunu düşünmüyorum. Dönem dönem bireysel başarılar görüyoruz. Metin Erksan, Yılmaz Güney, Nuri Bilge Ceylan… Bunlar tekrarlandığı, sürekli hale geldiği zaman başarılı olmuş olacağız. Hala Türk sinemasının bir kimliği yok mesela. Dünya bizim filmlerimizi izlemiyor, izlediklerinde de bu Türk filmi diyemiyor. Sansür, maddi olanaksızlıklar, seyircinin Türk filmlerine ilgi göstermemesi gibi şeyleri bahane olarak düşünüyorum. Aklıma hemen Polonya sineması geliyor. Sovyet etkisindeki polonya’da sinemaya çok büyük sansürler uygulanıyormuş ama o koşullarda bile kieslowsky çok iyi filmler yapabilmiş. İnsanlar artık İran’da, Irak’ta,sınır köylerinde, savaş alanlarında filmler yapıyorlar ve tüm dünya izleyip alkışlıyor.

Kısa film çalışmanız oldu mu?
-Evet 2 adet kısa film çalışmam var. Belgesel çekimlerimi de yürütüyorum. Bana göre kısa filmde başarı kriteri uluslar arası gösterim ve ülke içindeki kısa film festivallerinin kalitesi. Kısa filmlerimiz yurtdışında gösterim şansı buluyor mu bilmiyorum ama ülke içindeki festivallerin kalitesi hakkında şüphelerim var. Bir kere çoğu festival kendin çek kendin izle havasında geçiyor. Büyük festivallerdeki filmler de insana acaba dedirtiyor. Mesela son altın portakaldaki tüm kısa filmleri izleme şansım oldu. Zaten değerlendirme bir garip. Tür ayrımı yapılmıyor. Kurmaca, deneysel, animasyon, belgesel aynı kategoride yarışıyor. Festivali sinema teorisinde kendini kanıtlamış değerli bir hocamla izledim. Her filmden sonra mutsuz ve umutsuz gözlerlerle baktık birbirimize. Bir de şarkıcı türkücü olayına dönmüş gibi geliyor bana kısa filmcilik. Bilmem hangi festival için çekiyorum filmimi, bilmem şurada gösterilecek, burada ödül alacak diyor insanlar daha filme başlamadan. Bir derdin vardır ve onu filmle anlatırsın. Film iyi film olur festivallerde gösterilme şansı bulur, belki ödül alır. Doğru olan bu gibi geliyor bana.

Ülkemizde kısa film anlayışı nasıl? Kısa film denilince izleyici ne ve neyi izleyeceğini biliyor mu ?
-Ulusal kanallar az da olsa kısa filmler gösterebilirler. En azından TRT dışında birkaç kanal kısa film üzerine programlar hazırlamalı. Çok iyi filmler sinema salonlarında uzun metraj filmden önce gösterilebilir. Bu tarz denemelerle hem yapan hem izleyen için kalite artabilir diye düşünüyorum. Tabi bir tv kanalının ve sinema salonunun bunu yapması maddi olarak ne kazandırır ne kaybettirir bilemiyorum. Aklıma hemen Amerika da kısa filmlere destek veren şirketlere vergi indirimi yapıldığı geliyor. Benzer bir uygulama bizde de yapılabilir belki.

Sinemacı olmaya çalışan bir genç için sinema eğitimi sence ne kadar gerekli?
-Aslında hiç gerekli değil. Bunun örneklerini saymaya kalkmak bile anlamsız. O kadar çok alaylı yönetmen var ki. Ama bunun da koşulu var. Sinema yapacak insan çok okumalı, çok izlemeli, her türlü sanattan anlamalı. İyi sinema okulları bunu başarıyor. Ama iyi bir sinema okulu iyi bir sinemacı çıkartacak diye bir durum da yok. Biraz da beyin hücrelerinin sinema için ne kadar çalışabildiği önemli.

Sinema okulunda mı öğreniliyor ? Üniversitenin Sinemacı olunmasına etkisi nedir ?
-Bilmiyorum. Ancak puanla sinema okullarına kayıt yapılması zaten kaliteyi düşürüyor hemen. Öğrenci profili de çok önemlidir sanat eğitimi için. Yetenekle de olmuyor. Herkesin bir yerlerden dayısı amcası çıkıyor!

Sinemaya olan ilgin ne zaman başladı?
2004 yılında Zeki Demirkubuz’un Masumiyet filmini izledikten sonra sinema yoğun bir biçimde -ilgimi çekmeye başladı.

İlk kamera tecrüben ne zaman oldu?
-İlk kamera deneyimimi yine 2004 yılında deneme amaçlı yaptığım bir kısa filmle yaşadım.

Sonrasında Örtü ve Benim Hemşehrim geldi sanırım? Bu projeler nasıl ortaya çıktı? Biraz bahseder misin?
-Evet öyle oldu. iki film de okul projesiydi. ödevdi, dayatmaydı. Çünkü proje hocasının istediği gibi bir film çekmeliydik. Deneme yapamazdık. klasik bir anlatı dili olmalıydı. Asla efekt kullanmamalıydık.bizde çekip kurtulalım dedik. Örtü filminde senaryomuz yoktu. Fikir bile yoktu. Kamerayı alıp oyuncuları bir mekana çağırıp o an çektik. Amatördük çünkü inanmadığımız projeye kendimizi veremiyorduk. Bizim hemşeri filmi de biraz öyle oldu. Aziz Nesin öyküsü çekeceksiniz dediler. Aziz Nesin çok iyi bir mizah yazarı ama öyküleri film olmuyor dedik anlatamadık. Onu da çektik ortaya yarı tiyatral, yarı skeç, yarı film çıktı.


Filmlerin çekimler ne kadar sürmüştü?
-Örtü filmi 2 ay kadar sürdü. Dedim ya kamerayı alıp dışarı çıkıyorduk öyle oluştu film. Ama bizim hemşeri filmini 1 günde çekmiştik.

Uzun bir süre ?
-Senaryo yoktu ve bir kısa film çekmeliydik. Ayrıca ekip bile yoktu. Kamerayı, tripotu sırtıma atıyordum, oyuncuları arayıp buluyordum ve filmi çekiyorduk. Ekip olmayınca film temposuna da girilmiyor. ama o film çok şey öğretti bana. Renkte devamlılığı sağlayamadım mesela. sonra amatör biri olarak başımızda bir yapımcımız vardı, hocamız, sonra filmi masa başında bitirmenin ne kadar önemli olduğunu anladım. Teorik olarak bir bilgiyi istediğin kadar iyi bilmenin bir işe yaramadığını da. Mutlaka pratik olarak denenmeli o çok bildiğini sandığın teori.


Bu projeleri çekerken öğrendiklerine birkaç örnek verir misin? Teoride adı geçmeyipte sette öğrendiklerin olarak?
-Film ekibi mutlaka tüm işini filme ayırabilecek insanlardan oluşmalı. bu işi önemsemeli. Hatta çoğu defa bizim gibi amatörler için yönetmeni zorlamalı birçok konuda.  Filme mutlaka bir miktar bütçe ayrılmalı. mesela ben iki filmde de hiç para harcamadım. En azından oyucuların karnı doymalı ulaşım masrafları karşılanmalı.


Peki yakın zamanda çekmeyi düşündüğün projen var mı?
-Eylül ayında çekimlerine başlayacağım birbiriyle ilişkili dört senaryom var. Oyuncular, bütçe,çekim izinleri,mekanların büyük bölümü hazır. Yaklaşık altı ayımı bu filmlere ayıracağım. Herhalde bu dört film bittikten sonra bu işi başarıp başaramayacağım konusunda kendimle ilgili bir karara varırım.

Senaryosu sana mı ait?
-Dört senaryoyu da ben yazdım. Zaten dört senaryo da bugüne kadar biriktirdiğim, üzerine düşündüğüm, tartıştığım konular. O yüzden kendimle ilgili bir karara varabilirim diyorum bu filmlerden sonra. Anlatmak istediklerimi ne kadar filmle anlatabiliyorum sonucuna varacağım bu dört filmle.

Belgesellere de ilgi duyuyorsun sanırım? Belgesel projen var mı?
-Belgeselde ilgimi çeken iki şey var. Biri kurallarının olmaması, diğeri ise gerçeği değiştirmeden kurmaca eklemeler yapma düşüncesi. Bu yüzden yarıkurmaca tarz ilgimi çekiyor. Yakın zamanda çekimlerini gerçekleştirdiğim ama uzun bir süre görücüye çıkarmayı düşünmediğim bir belgesel filmim var. Bu filmde mesela boranhaneleri gerçek kişilerin ağzından anlattırmadım. Sapanla güvercin vuran bir ilkokul öğrencisine öğretmeninin ağzından verdim ‘boranhaneler’ hakkında bilgiyi. Bunu yapmayı seviyorum. Tamamen gerçek kişilerin gerçek mekanların olduğu bir belgesele kurmaca eklemek beni o filmin sahibi gibi hissettiriyor çünkü.

Beğendim 0 Muhteşem 0 Haha 0 İnanılmaz 0 Üzgün 0 Kızgın 0

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


Ece Güzel Ece Güzel 04.04.2017

Sidar beyle tanışmayı çok isterim,ben de sinemaya amatörce gönül verenlerdenim.umarım şansı bol önü açık olur

mehmet yeşilpınar mehmet yeşilpınar 04.04.2017

sidar serdar karakaş gibi genç yeteneklerin sinemamıza kazandıracak çok şeyleri vardır umarım.ilerleyen yıllarda daha güçlü daha yaratıcı bir şekilde karşımıza çıkmasını umuyorum can gönülden başarılarını diliyorum

cenk akyol cenk akyol 04.04.2017

kısa filmlerinizi izledim gayet başarılıydı...bundan sonrada başarılarınızın devamını dilerim.

Gülven KAHRAMAN Gülven KAHRAMAN 04.04.2017

HAYATTA HEP BAŞARILI OLACAĞINA İNANDIM.BUYUK INSANLAR OLMADAN BUYUK ISLER BASARILAMAZ SENİ ÇOK TEBRİK EDERİM..

merve özgen merve özgen 04.04.2017

sidar gerçek bir sinemacı olma yönünde elinden gelen her şeyi yapıyor,ki bunu mezun olmak üzere olan okulunu bırakarak yapmış zaten. aslında iyi bir sinemacı olmak için gayret etmiyor bence, onun bu içinden geliyor. menfaat gözetmeksizin sinema ve film adına kim yardım istese seve seve bütün vaktini ve olanaklarını sana adıyabiliyor..ki bende yardım ettiği bir sürü arkadaşından sadece birisiyim. beni hiç tanımadığı halde her türlü yardımdan kaçınmadı, seve seve yaptı her şeyi, çünkü o sinemayı her şeyden çok seviyor..inşallah ilerde her şey dilediği gibi olacak ben sonuna kadar inanıyorum. çünkü o herkes gibi değil, kendince kuralları olan istemediği şeyi asla yapmayan, çekmeyen tam bir yönetmen ruhuna sahip.. tebrikler sidar cım.

atmasyon atmasyon 04.04.2017

bu yorumlar benim cebimden çıkmadı. sosyal ve politik mesaj içerikli filmleri sevmeyen sidarcım, heryeri sosyal ve politik mesaj kokan bahman ghobadiyi beğeniyor. unutulmamalı ki filmler yönetmenin karakeridir onun kimliğidir.buu çelişkiler bir rastlantı sonucu osa gerek serdar bey () umarım şimdi yazının altında yazan yorumlar kimin cebinden çıkmış daha iyi anlarsın. see you later.

askmen askmen 04.04.2017

SERDARI ÇOK İYİ TANIRIM. CİĞERİNİ BİLE BİLİRİM. ONA İLK SIRT DÖNENLERDEN BİRİ BENİM. ŞİMDİ DÜŞÜNÜYORUM DA ACABA DOĞRU KARAR VERDİM Mİ ()

yükleniyor

BU HABERİ OKUYANLAR BUNLARI DA OKUDU

sanalbasin.com üyesidir

ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık