Kent Söyleşileri’nin Konuğu Hakan Tütüncü

Selami Şahin ile ‘Kent Söyleşileri’nin” konuğu Kepez Belediye Başkanı Av. Hakan Tütüncü

Kent Söyleşileri’nin Konuğu Hakan Tütüncü
SŞ; Başkanlık makamı ne kadar ağır?
HT; 420 bin nüfuslu bir ilçenin başkanı olmak ve sorumluğunu üzerinizde hissetmek çok ciddi bir yük bindiriyor.

SŞ; Sayın başkan öncelikle www.antalyaguncel.com da bir süre önce başlattığımız bu “Kent Söyleşileri” röportajlarının en önemli özelliği siyaset dışı bir sohbet olmasıdır. Tabi siyasiler bu konuda bizi zorluyor. Sizden ricam cevaplarınız politik olmasın…
HT; Eğer o manada bir ağırlıktan bahsediyorsanız. Özel hayatınızın yok olması demek, bu öylesine bir ağırlık ki tarif edemem…

Uzun süre yalnız kalmaktan korkarım

SŞ; Hakan Tütüncü’nün insani korkuları nelerdir?
HT; Hayatın içerisinden iyi veya kötü şeyleri yaşıyoruz. İyi ve kötü olanların tamamı insana dairdir. Bu manada korkularımız yok sayılır. Başımıza gelen her sıkıntılı olayların bir çıkış yolunun olduğunu düşünüyorum. Ya şu da başımıza gelmesin bu olayda başımıza gelmesin dediğimiz bir olay yok, tabi uzun süreli yalnız kalmak ürkütüyor beni, kısa süreli yalnızlıklar genelde bir dinlenme kendine gelme gibi hisler veriyor ama uzun süreli yalnızlıklar ise korkutuyor.

SŞ: Pişman olduğunuz olay var mı? Keşke yapmasaydım dediğiniz.
HT; Ben başka insanların pişmanlık duyduğu hatalar karşısında ben hep bir başka sefere derim. Pişmanlık değil hatalardan ders çıkarma vardır.

SŞ: Siyaset dışında kalan zamanlarınızda ne yapıyorsunuz?
HT; Ben edebiyatla ilgileniyorum. Divan Edebiyatı ile ilgileniyorum.

Divan Edebiyatını anlayacak kadar Farsça biliyorum.

SŞ; Farsça biliyor musunuz?
HT; Çok iyi değil ama Fuzûlî’ninNedim’in, Baki’nin, Nefi’nin eserlerini anlayacak kadar Farsça biliyorum.

SŞ; Fuzili’de ne buluyorsunuz?
HT; Fuzûlî aşkı ıstırap halinde yaşayan birisidir. Dünya edebiyatının tartışmasız en büyük ismidir.

SŞ; Çok ciddi bir iddia olmadı mı?
HT: Elbette iddialı konuşuyorum, bildiğiniz gibi William Shakespeare. Edebiyata ismini yazdırmış bir otoritedir. Eserlerini 80 bin kelime ile yazdığı söylenir. Günlük dilde ortalama 200–250 kelime ile konuşulduğu düşünülürse 80 bin kelime ile eser oluşturmak bir vukufiyeti (bilgili olma) gerektirir. Fuzûlî ise eserlerini 300 bin kelime ile oluşturmuştur. O yüzden dünyanın bileğini bükemediği şair sayılır.

O yüzden en büyük şairdir. Dün Şeb-i Yelda’ydı biliyorsunuz. ( Şeb-i Yelda en uzun gün anlamındadır.)
Fuzûlî diyor ki “Şeb-i yeldayı müneccimle muvakkit ne bilir. Mübtela-yı Gama sor kim geceler kaç saat”    (Burada, "şeb-i yelda", kışın uzun gecelerine verilen bir addır."Müneccim" de yıldız bilimci, gökbilimci manalarına gelirmiş eskiden."Muvakkitler" de eskiden vakit tayini ile uğraşan memurlardı.” Sakın yanlış anlaşılmasın bu bir melonkoli filan değil.


Divan Edebiyatı müfredattan çıkarılmamalıydı.

SŞ; Fuzûlî’ye veya divan edebiyatını yeterinde değer veriliğine inanıyor musunuz?    
HT; Hayır liseden mezun olan gençler Fuzûlî’yi bilmiyor. Müfredattan Divan Edebiyatının kaldırılmasını yanlış buluyorum. Divan Edebiyatı’nda insan olmanın güzelliğini buluyorum. Çok insancıl bir duygudur aşk Bir şulesi var ki şem'i canın / Fânusuna sığmaz âsumanın diyor Şeyh Galip evet  boş zamanlarımda edebiyat çalışıyorum.

SŞ; Edebiyat hayatınıza nasıl bir anlam kazandırıyor. Veya ne kazandırıyor.?

HT; muhteşem bir maziye kanatlandığımı düşünüyorum çok güzel bir sözü vardır.  “Ne anlatılmamış bir düşünce ne dile getirilmemiş bir fikir var. Her yeni bir fikir esasında bir başka fikrin tekrarıdır ı gibidir “.  Geçmişte büyük bir medeniyet kuran ecdadımızın ne kadar büyük bir tefekkür dünyasına sahip olduğunu görüyorum. Hayata bakışı yöneten ve yönlendiren, ruhumuzun bir anlamda bana göre heykelini diken en önemli şey duygularımızda gizlidir. İnsanı yöneten ve yönlendiren insanın duygularıdır. Ecdadımızın büyük bir mazi oluştururken ben edebiyatı içinde bulundukları duygu dünyasını görüyorum. Kendi ruhumuzu şekillendirirken de bize yardımcı oluyor.

Ben gençlik kolları başkanı olduğum ilk dönemde Kutadgu Bilig’in 1095 yılında yazılmış bir kitabı arkadaşlarıma önerirdim. O döneme bakar mısınız? Bugün açın okuyun nasıl idareci olacağınızın ipuçları ve örnekleri o kitapta vardır. Onlar binlerce yıl önce bize ışık yakmış oluyorlar.  Medeniyet tarihine çok özel bir merakım var. Çoğumuz tarihi özellikle liselerden mezun olan birçok kimse tarihimizi 1923’te başladığını düşünür. Biraz daha bilgisi olanlar 1299 Osmanlı’nın kuruluşuna kadar götürürler, ama ondan önce Anadolu Selçuklu, Büyük Selçuklu var. Bunlar gerçekten oluşturmuş oldukları medeniyet ve yönetim anlayışı ile merkeze insanı koyarak hareket tarzı geliştirmişler. Hala o dönemin fikir adamlarının, Nizamülkmülk gibi ortaya koydukları yönetim anlayışlarını gıpta ile takip ediyoruz.


Nazım’n Kuvayi Milliye Destanı’nı okurken hâlâ ağlarım

SŞ; Yakın dönem edebiyatı ile ilgileniyorum.
HT: Son dönem şairlerden, çok beğendiklerim var. Bizde biliyorsunuz sanatı bir dönem kutuplara ayırdılar. Sağcı ve solcu diyerek,  Nazım Hikmet’de  çok güzel yanlar buluyorum. Onun mücadeleci ruhu beni cezp ediyor.

SŞ; Hangi eserini beğenerek okuyorsunuz.
HT: Hiç kuşkusuz Kuvayi Milliye destanıdır. Bu eseri okurken gözyaşlarımı tutamam. İnanmışlık var. Davaya inanmışlık, Karıma Mektup’un dizelerini düşünsenize, “emin ol ki sevgilim;
zavallı bir çingenenin
kıllı, siyah bir örümceğe benzeyen eli
geçirecekse eğer
ipi boğazıma,
mavi gözlerimde korkuyu görmek için
boşuna bakacaklar
Nazıma!”   Nazım Hikmet’in Türkçeye’de çok katkısı vardır. Necip Fazılında dile olan hâkimiyeti çok etkilemiştir. Onun şiirleri kristal bir şamdan gibidir. Vukufiyetin en önemli yıldızıdır. Düşünsenize Abdülhak Hamit Tarhan keşfediyor onu, önce şiirleri onun yazdığına inanmıyor. Necip Fazıl “ ben yazıyorum diyor”  ona inandığında Cağaloğlunda biri 80 diğeri 18 yaşında iki mütefekkir sarmaş dolaş geziyorlar.

SŞ; 1980 sonrası içinde sevdikleriniz var mı?,
HT; 80 sonrası şairler içinde Erdem Beyazıt,. ( Tayip Erdoğan’ında seslendirdiği şiiri olan şair) .O Anadoluludur ama bir imparatorluk çocuğu diyebileceğimiz kadar duayen. Beni etkileyen şairler elbette bu kadar değildir. Atilla ilhan, Ümit Yaşar Oğuzcanı’da severim. Bunlar duygularımıza tercüman oluyor. Tam seksen sonrası şair olarak ise Nurulah Genç, Yağmur şiiri başlı başına en güzel eseridir. En çok beğendiğim şiirleri ise  ‘Yürüyelim Seninle İstanbul’da, Liliye mektup

Edebiyat olmazsa olmazlarımdan bir şey

SŞ: Edebiyat sanırım yaşamınızın bir tarafı.
HT; Evet kesinlikle olmazsa olmazlardan biridir. Bazen öyle bir zaman oluyor ki açlıktan gözünüze uyku girmez ya bende bir şiir okumadan gözüme uyku girmediği zamanların esiri oluyorum.

SŞ: Kime okuyorsunuz şiiri?
HT; Eşime okuyorum: Eşim bu anlamda iyi bir dinleyicidir. Çok beğeniyor ve beni bu anlamda teşvik ediyor. İyi bir dinleyici olduğunda o duygu daha büyük hale geliyor. Kaldı ki bir odada loş ışık yakarak okumayı da seviyorum

SŞ; Yazıyor musunuz?
HT; Evet küçük küçük yazıyorum. Deneme kitabı yazıyorum. Edebiyattan başka fotoğrafçılığı seviyorum. Gerçi şimdi çok fazla vakit bulamıyorum.

Türk Filmlerini İzlemeyi Çok Severim.

SŞ: Bunların dışında bilinmeyen bir özelliğiniz var mı?
HT: Türk Filmlerini seyretmeyi çok evserim. 60’lı 70’li yıllara arasında çekilmiş Türk Filmlerine bayılırım.

SŞ; Kimleri beğenirsiniz?
HT; Mesela, Hülya Koçyiğit’i tek geçerim, Kadir İnanır o dönemlerin beğendiğim isimlerinden bir tanesidir. Laf aramızda bir boşluk bulduğumda evde kanalları dolaşıyorum.

Yollar bozuk musluklar bozuk,ziller bozuk paralar bozuk,ama adamlar sağlam idi

SŞ: Ne etkiliyor. Türk Filmlerinde en çok
HT: İbrahim Sadri Kuş Hatıraları şiirinde şöyle diyor “Yollar bozuk musluklar bozuk,ziller bozuk paralar bozuk,ama adamlar sağlam idi.Türkiye’nin modernite ile birlikte gelen yapmacık hayat o yıllarda yok…
Orda daha samimi bir hayat var. Genellikle bizim değerlerimizde çok önemli bir yer tutan hikâyeler anlatılıyor. Özellikle Münir Özkul ve Adile Naşit’in canlandırdığı karakterlerin lezzetli hayatı, her koşulda mutlu olabilmeyi başarmaları, hayattan çok büyük beklentileri olmamaları, küçük dünyalardaki mutluluklar.


Duvar deldim, kılavuz çektim, tezgâhtarlık yaptım,

SŞ: Birazda isterseniz Türk Filmlerinden sizin çocukluğunuza dönelim. Çocukluğunuzda hangi işleri yaptınız?
HT; Babam inşaat müteahhitti dayımda elektrik taşeronu, bir dönem onun yanında elektrik işlerinde çalıştım.

SŞ; Duvar deldiniz mi?
HT; Tabi hala evimdeki elektrik işlerini ben yaparım, duvar deldim, boruda döşedim, kılavuz kullanarak kablo çektim, armatürlerin montajı, onun yanında beyaz eşyacıda çalışmıştım.

SŞ; Tezgâhtarlığınız nasıldı?
HT: Galiba iyiydi, yanında çalıştığımız patron benden memnundu.

SŞ: Antalya’da mı?
HT: Yok Korkuteli’nde  ‘İbrahim Çandırın’ dükkânında, lisede biraz daha babamızın işlerini takip ettik, ticareti öğrenmeye başladık. Babamın yükünü hafifletmek peşindeydim. Çocukluğum keyifli geçti. Kendimi şanslı hissediyorum

Issız Adam

SŞ; En son gittiğiniz film?
HT; En son gittiğim filmi Çağan Irmağ’ın   “Issız Adam” filmine gitmiştim. Tam bir yıl önce ondan sonra seçim oldu, yoğun bir tempo,  sonrası belediye başkanlığı olunca sinemaya gitme imkânımız olmadı DVD’leri alıp eşimle birlikte izliyoruz.

Şortla dolaşmam ama yağ satarım bal satarım oynarım.

SŞ: Başkanlık makamında oturduğunuz için yapmadığınız davranışlar var mı?
HT: Çok yok esasında başkanlığı bıraktığım zaman bu çok sevdiğim kaldırımlarda yürüyeceğim, başkan oldum diye şunları yapmamalıyım dersem kendime yalan söylemiş olurum

SŞ; Mesela şortla dolaşır mısınız?
HT: Başkan olmadan da şortla dolaşmazdım. Ki, hayatımda çok bir değişiklik olduğunu sanmıyorum. Ekstrem bir örnek söylüyorsunuz gibi ama ben liseye giderken bile şortla dolaşmadım

SŞ; Yolda çocukların arasına katılıp oyunlarına anlıkta olsa eşlik edebilecek kadar rahat mısınız?
HT; Elbette, geçen gün bir sünnet merasimine gittiğimizde oradaki çocuklar ile  “yağ satarım bal satarım oynadım.

SŞ: Spor yapıyor musunuz?
HT: Benim en çok sıkıntı yaşadığım konuyu söylüyorsunuz. Ankara’ ya gitmeden önce kesinlikle yapardım. Ama bu aralar yapamıyorum. Yeniden başlayacağım.

SŞ: Sonuna kadar siyaset diyor musunuz.?
HT: Siyaseti her an bırakacak kadar iğreti tutuyorum. Bir kişinin hayır duasını alacak kadar çalışıyorum günler ne getirir ne götürür onun derdinde değilim.

SŞ: Çocuğunuzun siyasete girmesini ister misiniz?
HT: Elbette isterim, ayrıca ben siyasete girdiğim için çok da mutluyum.

İdeali olanlar ideali yönünde meslek seçerler.

SŞ: Siyasi hayaliniz var mıydı?
HT: Evet ben lise yıllarında hayalim iyi bir siyasetçi olmaktı. Ben İmam Hatip mezunuyum

SŞ: Bunu neden belirterek söylüyorsunuz?  Özellikle söylemiş gibi algılayanlar olabilir.
Ben lisede öğrenim görüyorken diyebilirsiniz. Ayrıcalıklı bir okul olduğunu düşünenler çıkabilir.
HT: Tamam kaldırıyorum. Özellikle söylemedim. Ben lisede okurken bir arkadaş grubumuz vardı. Sürekli okuyan düşünce ortaya koymaya çalıştığımız bir gruptu. Fikir ve düşünce ön plandaydı, hepimizin hayali idealı ülkemiz için bir şeyler yapmaktı: Bakıyorum da o dönemki arkadaşlarımızın tamamına yakını yönetimle ilgili okullarda okumuşlar. Kaymakam, müfettiş olanlar var. O ideallerle dolu olan arkadaşlarımız şu an iyi şeyler yapma gayreti içindeler, futboldan hoşlanan arkadaşlarımız içinden derslerinde çok iyi olan ama fikirve düşünceyi ön planda tutmayan arkadaşlarımızın bazıları doktor oldu. Avukat, spor adamları çıktı, zaman zaman bir araya gelmek için programlar tertip ediyorlar bende onlara gidiyorum

Geyik yapıyoruz.

SŞ: Eski arkadaşlarınızla bir araya geldiğinizde ne yapıyorsunuz?
HT: Sohbet ediyoruz. Uğraş alanlarımızın dışında, açıkçası biraz geyik yapıyoruz, deşarj oluyoruz. 

SŞ: Geçmişi deşiyor musunuz?
HT: Öğretmenlerin bizi dövdüklerini filan konuşuyoruz, birbirimize yaptığımız şakalardan.

Çin ve Küba beni çok etkiledi.

SŞ: Hangi ülkeler etkiliyor sizi?
HT: İki ülke; Çin’den çok etkilendim. Çin’de Kendine özgü komünizm var biliyorsunuz.  Şangay şehrini gezerken New Yorktan daha iyi şehir kurduklarını gördüm bu beni çok etkiledi. Bunun yanı sıra Küba’ya gittiğimde 1940’larda şalter indirilmiş ve 11 milyonluk ülke 1940 yılındaki şartlarda yaşamaya devam etmiş. 60 yıl önceye gitmişsiniz. Bu yönü ile Küba beni etkiledi. Özellikle eski demir perde ülkelerinin yollarının geniş olması beni çok etkiledi 6  - 7 şerit yolları olan 200 bin nüfuslu şehir gördüm.

Ayla Dikmen, Nil Burak, Nilüfer, Kayahan

SŞ: Kimleri dinlersiniz?
HT: Ben müzik dinlemeye sanat müziği ile başladım dersem olur. Belki de Muazzez Ersoy’la sevdim, nostalji serileri beğenimi arttırdı. Daha sonra orijinalini dinledim, Zeki Müren,Barış Manço’yu dinledim. Üniversite’de  “Klasik Türk Müziği dinledim. Üniversitenin son yıllarından itibaren 70- 80 arası pop müzik dinlemeye başladım. Nil Burak, Ayla Dikmen çok etkilemiştir beni, Nilüferi beğenirim. Kayahan’ı tabi ki…

SŞ: Konserlerde beğenilerinize göre mi şekillendiriyorsunuz?
HT: Zaman zaman oluşuyor. Ayla Dikmen’in çok enteresan bir hikâyesi var. Ölüyor ve 16 sene sonra bir filmde şarkısı kullanılıyor şöhret oluyor.

SŞ: Mırıldanır mısınız?
HT: Yok hayır.

SŞ: Bir enstrüman çalmak ister miydiniz?
HT: Kanun, ud çalmayı çok isterdim. İyi bir şarkı söyleyen insanla karşılaşsam gıptayla bakarım.

SŞ: Kötü huyunuz var mı?
HT: Vardır tabi, insani olmanın en önemli özelliği zayıf yanlarının olmasıdır. Vardır benimde var. Ama baskın bir şeyim yok.

Nargile bahane gönül sohbet derdinde

SŞ: Nargile diyebilir miyiz?
HT: Zaman zaman nargile sohbetlerimiz oluyor. O da üniversite yıllarının getirdiği bir alışkanlık. Arkadaşınız varsa nargile bahane, üniversite yıllarını istanbul’da okudum, fikir gruplarının içinde yer almanın peşindeydim. Böyle mekânlar vardı. Çorlulu Ali Paşa Medresesi, İLESAM gibi mekânlar vardı. Oranın en önemli materyali nargiledir. Bunun dışında başka bir kötü alışkanlığım yoktur. Nargile içmek değil sohbeti içine çekmek gerekir.

Beğendim 0 Muhteşem 0 Haha 0 İnanılmaz 0 Üzgün 0 Kızgın 0

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


murat şentürk murat şentürk 04.04.2017

selami bey sayın tütüncü ile yapmış olduğunuz sohbet aslında ülkenin içinde bulunduğu siyasi kirlilik açısından farklı bir yöne insanları çekiyor. Siyasetin bulanıklığı yüzünden insanlar eğlenmeye zihinlerini uzaklaştırmaya fırsat bulamaz oldu. Bir siyasetçi ile siyasetten uzak bir görüşme isabetli bir tercih olmuş. tütüncünün ifadeleri insanların kafasındaki robot kişiliği temsil eden başkan modelinden çok uzak gerçekten bizden biri gibi konuşmuş. Doğal olmak herkese yakışıyor

ünal er ünal er 04.04.2017

kardeşim başlığınızda kent söyleşisi yazmışsın ama söyleşinin kentle alakası yok.

yaşlı yaşlı 04.04.2017

Tütüncü ile sohbet derseniz daha doğru olur kanatindeyim.Kepezle alaksı olmayan sohbet, gerçi söyleyecek birşeyi yok henüz. kendi partisinin belediye başkanının yaptıklarına dahi sahip çıkmaktan aciz bir başkan ,kepeze birşey vereceğini zannetmiyorum, afişlerinde iyi bir fotojenik başkan.

yükleniyor

BU HABERİ OKUYANLAR BUNLARI DA OKUDU

sanalbasin.com üyesidir

ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık