“Antalya yeniden DP’nin kalesi olacak”

Hurmalı İbo lakabıyla tanınan Antalya’nın usta siyasetçilerinden Demokrat Parti İl Başkanı İbrahim Özcan’la DP-ANAVATAN birleşmesini, Genel Merkezle yaşandığı iddia edilen gerginlikleri ve dünden bugüne Antalya Siyasetini konuştuk:

“Antalya yeniden DP’nin kalesi olacak”
  • 13 Şubat 2010, Cumartesi 0:00
Röportaj: Okan DİLEK

İbrahim Özcan kimdir?
1970 li yıllarda siyasete giren, Antalya siyasetinde “Hurmalı İbo” lakabıyla tanınan İbrahim Özcan, Adalet Partisi’nin gençlik kollarında görev yaptı. 80’den sonra Doğru Yol Partisi’nin kurucularının içerisinde yer aldı. DYP’de Merkez İlçe Başkanı, Muratpaşa İlçe Başkanı olarak görev yaptı. Daha sonra Demokrat Parti İl Teşkilat Başkanı olarak göreve getirildi. DP İl eski Başkanı Adil Aydın’ın istifasının ardından DP İl Kurulu tarafından İl Başkanı seçildi. Anavatan, DP birleşmesinin Antalya’da mimarı olarak gösterilen Özcan, her iki partinin il kurullarının sorunsuzca bir araya gelmesini sağladı. Bu karma il kurulu tarafından yapılan oylamada İbrahim Özcan’ın İl Başkanı olarak göreve devamına karar verildi. Önümüzdeki günlerde Antalya ilçelerinde teşkilatlar düzeyinde Anavatan- DP birleşmesinin fiilen tamamlanmasının ardından DP Genel Merkezi’nin resmi onayı alınacak.

Anavatan ve DP’nin oluşturduğu karma İl Kurulu sizi İl Başkanı olarak seçti. Ancak Genel Merkezi’niz geçtiğimiz günlerde Turgay Alp adında birini il başkanı olarak atadığını açıkladı. Zannediyorum Turgay Alp daha sonra bu görevden istifa etti. Pek çok köşe yazarı bu konuda yorumlar yaptı. Ama siz bu konuda hiç konuşmadığınız. Bütün bu olup bitenler ne idi?
-Bakın ben bulunduğum noktaya bu partinin en alt kademelerinden başlayarak, tırnaklarımla kazıya kazıya geldim. Birinin yardımlarıyla buralara kadar gelmedim. Ama bizim hocamız çok önemli bir teşkilatçıydı. Bize siyaseti öğretenler, mücadelenin ne şekilde verebileceğini çok iyi öğrettiler bize. Geçen ayın 14’ünde yani Ocak ayında, bir atama yapıldı Antalya ya. Turgay diye bir arkadaşımız atandı buraya. Bu arkadaşımızın atanmasının arkasında bir Genel İdare Kurulu üyesi olan, ama maalesef siyaseti hiç bilmeyen bir arkadaşımız var. Bu atamaya biz, partinin tabanı, 18 tane ilçe başkanımız, 18 tane Anavatan’ın ilçe başkanı ve Anavatan’ın İl Başkanı Servet Ünal karşı çıktık. İlçe başkanlarımız, bu partiye geçmişte hizmet etmiş tüm dava arkadaşlarımız, hep birlikte tek bir vücut haline geldik. Atamaya karşı olduğumuzu, partide geçmişte olduğu gibi sandıktan çıkanın göreve gelmesi gerektiğini ifade ettik.
Biz Genel Merkezimize, bizi atayın da demedik. Biz sadece doğru olanı yapın, partimizin tüzüğünü işletin dedik. Bizim tüzüğümüze göre bir il başkanı istifa ettiği zaman, o il kurulunun içinden bir kişi İl kurulu tarafından il başkanı seçilip genel merkeze bildirilir. Biz de bunu yaptık.

Öyleyse siz kendi adınıza bir atama beklemiyorsunuz ?
Hayır beklemiyorum. Tüzüğün gereği yapılsın yeter. Sonra da üyelerimiz delegeleri seçsinler. Delegelerimiz belde başkanlarını seçecekler. Onlar İlçe Başkanlarını. Orada il delegeleri seçilecek. İl delegeleri de gelip il başkanını seçecek. İl başkanı seçilirken beraberinde büyük kongre delegelerimiz sandıkta belirlenecek. Onlar da Büyük Kongremize katılıp Genel Başkanımızı seçecekler. Tabii olanı, demokrasinin gereği budur. Ben diyorum ki Turgay arkadaşımız da başkaları da göreve talip olabilirler. DP büyük bir misyondur ve isteyen her üyemiz gelip İl Başkanı adayı olmak isteyebilir. Ama nihayet kararı delegemiz verecektir. Geçmişte olduğu gibi ortaya sandık konulur, sandıktan kim çıkarsa hepimiz arkasında oluruz. Parti içi demokrasinin gereği de budur.

İbrahim Özcan Antalya siyasetinde dürüstlüğü ile tanınan bir siyasetçi. İbrahim Özcan bugünün siyasetine nasıl bakıyor?
-Bence siyasette duruş çok önemlidir. Dürüst siyaset yapabilmek çok önemlidir. İlkeli siyaset yapabilmek çok önemlidir. Bugünün siyasetinde bunları başarabilmiş olmak bana gurur veriyor.  Bugünün siyaseti hepimizin de bildiği gibi kaygan bir zeminde yapılıyor. Özellikle 1980 yıllarından sonra siyasetin zemini iyice kayganlaşmıştır. Biz çok küçük yaştan bu güne kadar siyasette çok şey gördük, geçirdik. Şanslıydı çünkü biz siyaseti çekirdekten yetişmiş insanların arasında öğrendik. Bana göre bunların arasında en önemli isim rahmetli İsmet Gökşen’di. Biz İsmet Gökşen’in öğrencisi olduk ve onun çizdiği yolda ilerlemeye devam ederek, hata yapmadan, yolumuzdan sapmadan ciddi adımlar attık. Ve en önemlisi siyasette ne yapılması gerektiğini öğrendik. Ben bugünün siyasetini sevmiyorum. Ben bir dava adamıyım. Siyaseti,  Hakka hizmet, vatana hizmet ve millete hizmet olarak görüyorum.

Aslında siyasetçinin bir görevi de tüm olumsuz koşullara rağmen insanları doğruya sevk etmek değil midir?
-Siyasetin yolları zaten hem taşlı hem dikenli bir yoldur. Yani yolu çok zor bir yoldur asfalt değildir. Arabaya biner gibi binip gidemezsin yani. 1.2.3.4.5 diye vites gibi takamazsın. Siyasetin yolu zaten taşlı dikenlidir. Uzun vadelidir. Elbette bizim vazifemiz, siyaset yapmakla beraber insanlara doğruyu da göstermektir. Bugün aktif siyasetin içinde olmamın belki başlıca nedenlerinden birisi de zaten bu. Şahsen ben, ülkemin geleceğini pekiyi görmüyorum. Yarın çocuğuma ya da torunuma rahat bir ülke, iyi bir gelecek sunmak, için kendi çapımda ben de bir katkıda bulunmaya çalışıyorum.

Bugün Türkiye’de yaşanan siyasi sorunların çözümü sizce nedir? DP iktidara alternatif olabilecek mi?
-Demokrat Parti misyonu olmadan Türkiye’nin ileriye gidemeyeceğini, demokrasinin gelişemeyeceğini söylüyorum. DP, ülkenin geleceğinin garantisidir. Zannediyorum birçok vatandaşımız da artık bunu biliyor. Hatta geçmişte Demokrat Parti’nin aleyhinde olan kişiler de iyi biliyorlar ki bugün yaşanan sıkıntıların sona ermesinin tek yolu Demokrat Parti’nin iktidarıdır. Demokrat parti misyonu olmadan bu ülkenin geleceğini iyi görmüyorum. Bana göre bunu gören halkımız bugünkü siyasi şekillenmeyi çok yakında değiştirecektir. Önümüzdeki seçimlerde bizim yapacağımız ataklarla birlikte partimizin tüm illerde başa güreşeceğini tahmin ediyorum. DP’nin Genel Başkanımızın da katkılarıyla bir oy patlaması yaşanacağını ve tek başına iktidara geleceğini düşünüyorum.

Türk Milleti baba yadigârı partisine sahip çıkar diyenler de var.
-Ben bu partiyi baba yadigârı parti olarak da düşünüyorum. Bir büyük misyon ve bir kitle partisi olarak görüyorum. Türkiye en büyük hizmetleri hep bizim dönemimizde aldı. Bugün ülkemiz hizmete aç. Bizim yaptıklarımızı AKP sattı. Şimdi yeniden yapmak gerekiyor. Bunun için de DP iktidarı tek alternatif. Zaten öyle ya da böyle 2011’de, ama en geç 2015 seçimlerinde Demokrat Parti mutlaka tek başına iktidara gelecektir. Ama bu söylediklerimin altını çiziyorum, en kötü ihtimalle 2015 seçimlerinden sonra zaten ne AKP kalacaktır, ne de yeni kurulan partiler kalacaklar. 2015 seçimlerinden sonra 12 Eylül öncesinden olduğu gibi, yani CHP ve Adalet Partisi misyonu günlerinde olduğu gibi, iki parti kalacaktır. Bu partilerde CHP ve DP’dir. Yani Türkiye’de siyaset bana göre rayına oturacaktır. 1983 ve bugün arasındaki çalkantılı siyaset bitecektir.

CHP’nin de varlığını sürdüreceğini öngörüyorsunuz.
-Tabi. Bakın, Türkiye’de iki önemli misyon vardır, bunun birisi Demokrat Parti diğeri ise CHP misyonudur. Bugün CHP iktidarda olsa ben bugünkü kadar ülkenin geleceğinden endişe duymam.  Bu ülkenin hem muhalefeti hem de iktidarı güçlü olmak zorunda.

Muhalefeti demokrasinin, çok sesliliğin vazgeçilmez bir unsuru olarak görüyorsunuz.
-Çok sesliliği 1946’da başlatan misyon biziz. O meşaleyi biz yakmışız. Demokrat Parti’nin vermiş olduğu mücadele demokrasi mücadelesidir. Biz parti olarak bu uğurda şehitler verdik. Başbakanımız, maliye bakanımız, dışişleri bakanlarımız asıldı. Biz iktidarı ile muhalefeti ile demokrasiye inanıyoruz.

Antalya’da yeniden birinci parti olmak için neler yapmayı planlıyorsunuz?
-Önemli olan genişlemek. Unutmayın ki biz kitle partisiyiz. Biz hizmet partisiyiz. Yani bu ülkeye hizmet etmek bizim için önemli. Yediden yetmişe, yani mahalledeki ve dağın başındaki delegemizden tutun da, buradaki yani şehirlerdeki, beldelerdeki ilçelerdeki yöneticilerimize kadar bütün Demokratlar hizmeti özlemiştir. Uzun yıllardır siyasetin içindeyim partinin her kademesinde görev aldım. Bu 30 yılı aşkın zaman içerisinde pekçok partilimiz bana gelmiştir. Gördüğüm odur ki bizim partilimiz, bize özel işi için değil, yaşadığı çevreye hizmet götürmek için gelir. Benim partimin tabanı öyle bir tabandır ki, sadece hizmet düşünür ve bunu yapar. Yani oradan bu parsayı kapayım, şuradan bunu kapatayım düşüncesi kesinlikle bizim partimizde yoktur ve kabul görmemiştir. Demokrasiyi çok önemseyen hizmeti ön planda tutan çok ciddi bir tabanımız vardır. Kavgayı sevmez, al bunu ye falanı gönder falanı seç diyemezsin, dediğin zaman zaten çok büyük iğfal olur, ters olur.
İşte partimizin geçmişte %3.7’lere düşmesindeki nedenlerden bir tanesi böyle diretmelerdir. Genel Başkanımız Sayın Süleyman Demirel’in Cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından DYP’nin çivileri yerinden oynadı. Çünkü Sayın Demirel, asla hiçbir İl teşkilatına müdahale etmezdi. “Buyurun kongreye” der ve kongreye götürür; Delege seçimlerini düzgün yaptırır, onu takip eder, müfettişler gönderir, mahallelere sandık koydurur, ve neticede kim seçilirse o Süleyman Demirel’in yani liderimizin yanında kabul görürdü.  Bizim tabanımız ve teşkilatlarımız böyle görmüş ve buna alışmıştı. İşte biz Sayın Hüsamettin Cindoruk’un liderliğinde yeniden bunu başaracağız. Parti içi demokrasiyi yeniden işletirsek, küskün tabanımızı yeniden kazanacağımızı düşünüyorum.

O halde gelecekte tüm adaylarınızı ön seçimle belirleyeceksiniz.
-Bu bizim partimizde zaten bir gelenektir. Biz masa başında yazıp çizmekten hoşlanmayız. Atamalardan hiç hoşlanmayız. Demokrasinin gereğini yaparak, mücadele ederek bir yere gelmeyi tercih ederiz. Biz büyüklerimizden böyle gördük. Bakın size bir hatıramı anlatayım:
1989’da Hasan Subaşı’nın belediye başkanı olduğu dönemde bende ilçe ikinci başkanıyım. O dönem teşkilat olarak Subaşı’yla karşı karşıya geldik yani ters düştük. Biz Orhan Altınay’ı aday olarak göstermiştik. Hasan Subaşı’da, Ali Zeybek’i aday olarak karşımıza çıkardı. Kıran kırana bir mücadele oldu. 5-6 tane Antalya’ya müfettiş geldi o dönemlerde. Her mahalleye sandık koyduk. Müthiş bir mücadele var. Hatta bir seferinde Bahçelievler’e sandık koyduk 1500-2000 kişi var orada. Delege seçimi yapılıyor. Yani mücadeleye bakın. O dönem İzmir Milletvekilimiz bugün genel idare kurulu üyesi Erkut Şenbaş koluma girdi. İbo, şöyle bir dolaşalım seninle dedi. “Yahu bu ne biçim iştir” dedi. Vallahi ben Milletvekili seçilirken bu kadar mücadele etmedim” Antalya’daki siyasi mücadele işte bu. Biz sonuna kadar mücadele ederdik. Ama kaybedersek üzülmezdik. Ama bugünün siyasetine bakıyorsunuz otur masa başına Ali, Veli bilmem kim arar. İşte akrabalardan yaz işçini yaz ondan sonrada bu parti. Olmaz! Bu particilik değildir. Particilik delegelikten başlar. Delege demek senin mahallendeki ya da o köydeki temsilcin demek Bizim hizmet anlayışımız budur aslında. Atamalarla gelen Genel Başkanların isteği üzerine ya da üst düzey birinin isteği üzerine gelen ya da seçilen milletvekilinden seçilen il başkanından, seçilen belediye başkanından seçilen il genel meclis üyesinden hiçbir partiye fayda gelmez. Çünkü o doğru dürüst bir siyasetçi olabilmesi için bana göre bu mensup olduğu siyasi partinin kademelerinde yaklaşık olarak 10 yıl kadar eğitim görme anlamında teşkilatlarında çalışmış olması lazım. Yani o tozu yutması lazım. Siyasetin ne kadar önemli olduğunu ve zor yapıldığını anlaması lazım.  Unutmayın ki halk seçtiği insanlara sahip çıkar. Parti tabanı bir ili, bir ilçeyi bir milletvekilini ya da belediye başkanını seçtiği zaman ona sahip çıkar. Biz geçmişte DYP’yi halkın, tabanın katılımı sayesinde sıfırdan iktidar yapmayı başardık. Yine yaparız.

O günün şartları bugünden de çetindi sanırım.
-1980 ihtilalinde Antalya’da siyasi anlamda ilk tutuklanan insan benim. Tabi 1983’te bu parti kurulduğu zaman biz çok acı yaşadık, çok üzüldük. Hatırladığım birkaç şeyi anlatmak istiyorum size: Parti anayasa mahkemesinde. Hiç unutmam İsmet Ağabeyim, ben o günün İl Başkanı rahmetli Baki Bodur ve Atilla Ağabeyimiz partide odadayız. Birkaç da genç arkadaşlarımız var yanımızda. Eski bir binamız vardı. İl Başkanımız Baki Bodur bir sandalyenin üzerine çıkmış perde takıyor. Bu arada dengesini kaybederek yere düştü. Neredeyse ölüyordu. Bayıldı kaldı olduğu yerde. Daha sonra kendine geldikten sonra oturdu ağladı. “Ah ulan çocuklar şu düştüğümüz hallere bakın, şu bize yaptıklarına bakın” dedi. Hem o ağlıyor hem biz ağlıyoruz. O zamanlar tabi bir 83 ruhu vardı. Yani biz Genel Başkanımız Süleyman Demirel’le beraber onun öncülüğünde ölümüne bir mücadele verdik. 1987’de yasakların kalkışında daha sonraki mücadelelerde öyle omuz omuza mücadele ettik. Ve zor olanı hep birlikte başardık.

Antalya’yı DP’nin kalesi yapmayı başardınız. 1989 seçimleriydi değil mi?
-Evet, evet. 1973’te belediyeyi kaybetmişiz bir daha da belediyeyi almamışız. İsmet Gökşen’le birlikte bir araya toplandık. Tam 2 yıl öncesinden hazırlanmaya başladık. O gün tam olarak 160 bin seçmen vardı çok iyi hatırlıyorum. Yani Antalya’da oy kullanana seçmem sayısı 160 bin kişiydi. Seçmenleri tek tek tasnif ettik. Kaç seçmen Burdur’lu, kaçı Ankaralı kaçı Ispartalı vs… Memleketinden mesleğine kadar. Sonra her birine her bayramda, her özel günde tebrik kartı gönderdik. O zaman ne cep telefonu var ne internet. Öyle postayla falan da değil. 160 bin kişinin evine kendi ellerimizle götürdük. Dağıtım bitince İsmet Ağabey, çöp tenekelerini kontrol etmemizi isterdi. “Bakın bakalım vatandaş çöpe mi atıyor, yoksa saklıyor mu” derdi. Kartların çöpe atılmadığını söylediğimizde bize “Seçimi kazanacağız” demişti. Öyle de oldu. 1989’da büyük bir oy farkıyla yani 7500 oy farkıyla Antalya belediyesini aldık. Eğer Antalya’daki Demokrat Partinin teşkilatlarıyla oynamazlarsa, eğer yukarılarda geçmişte olduğu gibi atamalar yapıp bir takım insanları rencide etmezlerse, Antalya’yı Antalyalılara yani burada oturanlara bırakırlarsa, geçmişte Demokrat Parti’nin kalesi olan Antalya’yı tekrar kazanacağımıza, hiç şüphem yok.

Beğendim 0 Muhteşem 0 Haha 0 İnanılmaz 0 Üzgün 0 Kızgın 0

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yükleniyor

BU HABERİ OKUYANLAR BUNLARI DA OKUDU

sanalbasin.com üyesidir

ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık