Antalya ve Türkiye’nin gururu oldular

Antalya Devlet Opera Bale Müdürlüğü’nün iki başarılı sanatçısı Atay Ergezen ve Medine Tuganova, Klasik Müziğin en önemli bestecilerinden olan Mendelssohn’un 200. doğum yıldönümü etkinliklerinde Avrupa’nın en önemli başkentlerinden Berlin’de ELIAS Oratoryosunu seslendirdi.

Antalya ve Türkiye’nin gururu oldular
Röportaj: Gazete Bir-Okan DİLEK Avrupa’nın dört bir yanından davet edilen ünlü ve tanınmış sanatçılar arasında sahneye çıkan Antalya Opera sanatçıları Antalya ve Türkiye’nin gururu oldu.

Genel Müzik Direktörlüğünü ve Orkestra şefliğini Thomas Hennig’in yaptığı Elias Oratoryosunda Atay Ergezen ve Medine Tuganova’nın yanında, sopranolar Maja Fluri, Franziska Blaizey ve bas Stephan Bootz solo partileri seslendirdiler. Solistlerimize bu dev konserde 50 sanatçıdan oluşan bir orkestrasıyla, dört koronun birleşmesiyle mevcudu 150 sanatçıdan oluşan dev bir koro eşlik etti. Konser Konzerthaus Berlin’de icra edildi. Dünyaca ünlü Berliner Phlarmonikerin kendi binasından sonra Berlin’in en önemli ikinci konser salonu tam bin kişilik.


Konser, anlam ve öneminden dolayı, alışılmışın dışında oldukça kalabalık bir sanatçı topluluğuyla, Avrupa’nın en önemli konser salonlarından birinde gerçekleştirildi. Böylesine önemli ve büyük bir organizasyonda Antalya Operası’nın iki başarılı sanatçısının solist olarak davet edilmesi hem ülkemizde, hem de Antalya sanat çevresinde büyük memnuniyetle karşılandı.

Yahudi kökene sahip Mendelssohn sonrasında Hıristiyanlığa geçmiş, böylece günümüzde her iki dinin de seçkinleri arasında anılır olmuştur. Kendi döneminde dinler ve kültürler arasında bağ kurmaya çalışmış olan besteciyi, Sn. Thomas HENNIG 200. doğum yıldönümünde, Türk sanatçıların da dahil olduğu dev projeyle, günümüz dünyasına yakışan bir şekilde anmak istemiştir. Yahudi, Hıristiyan ve Müslüman kökenli sanatçılardan oluşan topluluk, oldukça kalabalık bir izleyici kitlesine ulaşmayı başardı. Böylece üç farklı dine mensup sanatçı ve dinleyicilerden oluşan dev bir toplulukla, uygar dünyanın - bütün kültürlerin -  ortak değerlerinden biri olan Mendelssohn anılarak, günümüzde artık doruk noktasına ulaşmış köktenci kutuplaşmalara ve medeniyetler arası diyalogsuzluğa, cevap verildi.

Avrupa’nın göbeğinde, büyük bir sanatçı topluluğuyla ve en önemli icra salonunda iki Türk sanatçısının solist olarak yer alması hepimize gurur vermiştir. Sanatçıların bu performansı ve konserde yer almaları süreci büyük bir çabanın, fedakarlığın eseri olarak karşımıza çıkıyor. Atay Ergezen ve Medine Tuganova’ya Antalya Devlet Opera ve Balesi sanatçısı olarak bu büyük organizasyona nasıl davet edildiklerini ve orada nasıl karşılandıklarını, konser sonrası Türk Operasına Avrupa’nın bakışını sorduk. Atay Ergezen, sanatçı Medine Tuganova adına da sorularımızı cevaplandırdı.

-  Bu konser sizin için neyi ifade ediyor?

-  Böylesine önemli bir projeye solist olarak davet edilmemiz, sanatsal açıdan gururumuzu okşamıştır. Fakat bizim için konserin taşıdığı misyon, daha da önemlidir. Maalesef günümüzde iyi niyetten uzak, kültürleri ayrıştırma, ötekileştirme, uzakta tutmaya yönelik, ‘Biz ve Diğerleri’ belirginleştirilmeye çalışılıyor. ‘Biz ve Bizden olmayanlar’ diye düşünen toplumlar birbirlerinden gittikçe uzaklaşıyorlar. Sonuçlarını yakın dünya tarihine baktığımızda hep beraber görebiliyoruz. Aynı dünyada yaşayan ve birbirini tanımayan kültürlerin diğerlerine hoşgörüyle bakabilmeleri için Yunus Emre’nin dediği gibi önce ‘tanış olmak’ gerekliliğine inanıyoruz. Bu nedenle projeye katılmamız, kişisel kariyerimizin haricinde, başka birçok sorumluluğu beraberinde taşımamız anlamına geliyordu.  

-  Antalya’yı ve Türkiye’nin medeni dünyada ki yerini de bir nebze bu konser ile gösterdik diyebilir miyiz?

-  Evet tabii ki. Konser Hıristiyan ve Yahudi kökenli topluluk ve sanatçılar haricinde, İslam kökenli bizlerin de katılımıyla tam hedefine ulaştığını düşünüyoruz. Böylece Laik Türkiye Cumhuriyeti coğrafyasındaki ‘İslam Anlayışı’nın yanı sıra, ülkemizin, Antalya’nın  ‘medeni dünya’ da zaten olduğu yeri gösterme fırsatı da yakalamış olduk. Gerçekleştirdiğimiz bu konserlerle amacımız, özünde aynı ‘Tanrı’ya ve aynı kutsal değerlere inandığımızı unutan bütün insanlığa, yollarımızın farklı olabileceğini ama hedefimizin ‘bir’ olduğunu hatırlatmaktan öte bir şey değildir. Umarız ki, böylece ‘tanış olanlar’, diğerleri karşısında cesaretle kardeşliği, barışı, ‘bir’liği haykırabileceklerdir.  

-  Bu büyük organizasyona nasıl davet edildiniz? Türkiye’de birçok opera sanatçısı var ancak Antalya’da siz dikkat çekmişsiniz?

-  Antalya’nın, Ankara veya İstanbul’dan, dünyanın önemli merkezleriyle iletişim veya ulaşım anlamında hiçbir farkı yok. Hatta daha önde bile diyebiliriz. Sanatsal seviyenize ve kişisel donanımınıza da güveniyorsanız, bütün dünyaya Antalya’dan kolaylıkla açılabilirsiniz.
Örneğin 2006 yılında Phantom of the Opera’nın ünlü duetinin Türkçe seslendirilmesi için Türkiye’den gelen demoları dinleyen Sir Andrew Lloyd Webber bizimle çalışmak istemişler, sonrasında da supervizörümüz Sn. Engin Düzyol aracılığıyla tebriklerini iletmişlerdi. Bu çalışmayı Antalya’dan Soprano Müge Derya hanımla birlikte gerçekleştirmiştik. Sonrasında çekilen video klip DVD formatında 20 bin kişiye dağıtılmış, müzik kanallarında gösterime girmişti. 
2005 yılında yine Sn. Thomas Hennig’ le, Antalya Devlet Opera ve Balesi Oda Korosu olarak Brandenburg ve Nürnberg’te, G.Rossini’ nin ‘Petite Messe Solennelle’ eserini seslendirmeye görevlendirilmiştik. O eserde de yine Medine Hanımla birlikte solo partileri yorumlamıştık. Başarılı bulmuş olmalılar ki, bu sefer çok daha büyük bir projede birlikte çalışmak istediler.

-  Projenin büyüklüğünden söz edebilir miyiz ?

-  Konzerthaus-Berlin de, dört koro ve elli kişilik bir orkestranın önünde söylediğimizi düşünürseniz ki bu ikiyüz kişilik bir sanatçı topluluğuna işaret ediyor.

-  Buna karşılık Antalya korosu hemen gözümüzün önüne geliyor. Antalya opera korusu kaç kişilik?

-  45 kişi. Kadrosuz arkadaşlarımızla birlikte.

-  Konser sonrası, Türk Opera sanatçılarına ilgi nasıldı? Türkiye’deki operaya bakışı ne oldu izleyicilerin?

-  Elias oratoryosu iki bölümden oluşan dev bir eser ve izleyicilerin alkışlarına arada da, finalde de onlarca defa çıkıp selam vermek zorunda kaldık. Sanırım bu örnek yaşadığımız atmosferi en iyi şekilde anlatıyor.
   Öyle zannediyorum ki, kendi kültürel hazinelerinden olan Mendelssohn’u, insanlığın ortak hazinelerinden biri olarak değerlendirmemiz, sahip çıkmamız ve eserini layıkıyla icra etmemiz, Konzerthaus daki herkesle ortak bir dilde, değerde buluşmamızı sağladı. Konser sonrasında farklılıklarımızın değil, ‘insanlığın ortak yüce değerleri’ nde buluşmamızın ön plana çıkması, bu kadar alkış almamızı sağlamış olmalı.

-  Yabancı dostlarımızla paylaşabileceğimiz, bizim kendi kültürel hazinelerimizden bir örnek var mı?

-  Hayallerimden birisine işaret ettiniz. Bir Türk eserinin yabancı dostlarımız tarafından icra edilmesi hayali. Taşıdığı derin felsefi içerik ve muhteşem müzikleriyle A. Adnan Saygun’ un Yunus Emre Oratoryosu mükemmel bir eserdir. Böylece yabancı dostlarımız hem Türkçe’mizle, hem Saygun’ la, hem de Yunus Emre’yle ‘Tanış’ olabilecekler. 

-  Avrupalı sanatçı ve sanatseverler bir Türk eserini anlayabilecekler mi?

-  2005 yılında Brandenburg ve Nürnberg te Rossini seslendirmeye gittiğimizde, alkış sonrası seslendirdiğimiz, A. Adnan Saygun’ un Yunus Emre oratoryosundan ‘Sensin Kerim‘ bölümünde dinleyicilerin gözyaşlarına boğulduğunu gördük. Konser sonrası dakikalarca ayakta alkışlanmıştık. Biz Saygun’umuzun bestelediği dilde yani Türkçe’mizle seslendirmiştik. Yunus Emre Oratoryosu’nun mükemmel bir Almanca uyarlaması var, ama biz müzisyenler her eserin yazıldığı dilde icra edilmesi gerekliliğine inanıyoruz. Ayrıca bahis konusu bölüm icra edilmeden Sn. Hennig dinleyicilere konunun içeriğiyle ilgili kısa bir konuşma yapmıştı. Kaldı ki müziğin dili ortaktır. Saygun öyle müthiş bir müzik dili kullanmış ki. Bunu anlamamak mümkün değil.  Her besteci, bütün insanlığın yüce değerlerine yönelik yaratılar oluşturur. Buna Aşık Veysel de dahildir, Rossini de, Dede Efendi de, Mozart ta. ‘Doğru söz’ü Schiller de, Mevlana da, Goethe de, Yunus Emre de, Nasrettin Hoca da söylemiştir ve bu sözler bütün insanlığın özüne söylenmiştir. Yani anlayabildiğiniz, anlayabildiğim sürece size, bana söylenmiştir, sonu yoktur. Mesele dinleyicinin, izleyicinin anlatılanı anlama kapasitesindedir. Hani bizde bir söz vardır ‘anlattıkların karşındakinin anladığı kadardır’ diye.  İnanın bana çocukluğumda duyduğum Nasrettin Hoca fıkralarını şimdi çok daha iyi anlıyorum.

-  Hangisi mesela ?

-  Karanlıkta’ anahtarını kaybedip, arayan birine hoca, ‘Neden anahtarı, ‘ilerideki aydınlıkta’ aramadığını sorar.

-  Peki Mendelssohn projesinde ‘ilerideki aydınlık’ ı nasıl tanımlarsınız?

- ‘İlerideki aydınlık’ bu projede, bütün insanlığın ortak yüce değerlerinden olan Mendelssohn’ a sahip çıkmaktı, çıktık. Çünkü ‘O’ aynı Yunus Emre, Schiller, Mevlana, Mozart, Saygun gibi hepimiz için üretmiş ve anahtarlar bırakmıştır. Hiçbir fark gözetmemiştir. 200. doğum yıldönümünde ‘iyiki doğdun Mendelssohn’ demeyi bundan dolayı gerekli görüyorum.
    Şimdi sıra Saygun’umuzun bütün insanlığa bıraktığı anahtarları, yabancı dostlarımızla birlikte aramaya gelmiştir. Eminimki yetkililerimiz de aynı coşku içerisin delerdir.
 
-  Antalya Opera Sanatçısı olarak sanatın başkenti diye dillendirdiğimiz Antalya için düşünceleriniz?

-  Antalya Devlet Opera ve Balesi, Türkiye’de başarılı çalışmalar yürüten çok değerli sanatçıları bünyesinde bulunduran bir kurumdur. Antalya’da bulunmaktan ve bu değerli sanatçı dostlarımızın arasında yer almaktan büyük mutluluk duymaktayız. Antalya’da sanat var, sanatçı var, sanat etkinliği var, konserler, festivaller… Yani sanat adına her şey şehrimizde mevcut. Bünyemizde dünya’ya açılabilen sanatçıları barındırıyoruz. Sanatı böylesine büyük ve yüce yaşayan bir kentte operanın sanatçısı olmak bizleri elbette ki mutlu etmektedir. Antalya’nın bugünkü konumundan çok daha yüksek yerlerde olacağı inancını taşımaktayız. Antalya’ya büyük değerler kattığımızı düşünüyoruz. Sorumluluğumuzun farkındayız.
     Atatürk’ümüzün sağladığı özgürlük ortamında, ‘Fikri Hür, Vicdanı Hür’ nesiller olma sorumluluğu taşıyoruz. Bu nedenle, kurumumuzun ve kentimizin bu büyüklüğünü her geçen gün daha da artırarak geliştirme azmindeyiz. 

Beğendim 0 Muhteşem 0 Haha 0 İnanılmaz 0 Üzgün 0 Kızgın 0

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yükleniyor

BU HABERİ OKUYANLAR BUNLARI DA OKUDU

sanalbasin.com üyesidir

ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık